29 Aralık 2016 Perşembe

Ankara'da ama Reykjavík değil sonuçta!




Ankara'da kar var, kara kış var. İşe geldik ama nasıl geri döneceğiz bilemiyoruz. Kar yağışı ara ara tipiye çeviriyor sonra güneş açıyor gibi oluyor ve derken bir anda fırtına esiyor.... Bu fotoğrafı geçen sene çekmiştim, arabamı yeni aldığım zamanlardı. Henüz pek kullanamıyordum çünkü havalar hep yağışlı gidiyordu. Bu sene bu kadar güzel kar tutmadı bizim evin oralar (Ayrancı). 


İşte bizim iş yerinin bahçesi. 
Kar kalınlığı bildiğin 30 cm falan oldu. Araçlarımızı otoparka park edemiyoruz ki bence bu havada araçla gelmek çook saçma bir hareket olur. Çünkü Ankara'nın heryeri yokuş, rampa şekerler! Bildiğin cayır cayır kayıyorsun:)


Karlı havalarda iş yerinde o zaman ne yapılır? Alırsın eline kahveni, camdan dışarı bakar, cayır cayız kayan arabaları izlersin.... Missss, sıcacık ofis ortamı. Ayyyy en sevdiğim:)))


Son olarak da kar yağışını özleyenlere bu video gelsin. Aslını isterseniz bu videoyu özellikle yüklemek istedim ki ileride "kader" işte Kıbrıs'a falan taşınırsak açar izlerim.  Napayım? Çok ama çok seviyorum soğuk, karlı ve puslu havaları. Rahatlıyorum öyle günlerde. İnsanlar depresyona girer bense bildiğin enerjik oluyorum. Hareketleniyor, içim canlıyor. Ohhh be diyorum. Hayat var, hala umut var. Bak doğa canlı işte hadi biz de silkinelim diye geçiriyorum içinden.

İskandinav ülkeleri varya her daim karlı ve buzlu onların dizilerini izlemeye bayılıyorum: Forbrydelsen, Trapped, The Killing.... Keşke o ülkelerden birinde yaşasam, küçük br kasabada. Herkesin birbirini tanıdığı şirin, sakin bir yer olsa. Sabah kırtasiye dükkanımı aşsam, insanlar gelse alışverişe onlara kahve ikram edip muhabbet etsem. Öğleden sonra dükkanı kapatıp puba geçsem. Fırında pişmiş mis kokulu bir yemek sipariş edip yanında da bira içsem. Kar altında yürüsem usulca. Üşüyüp eve geçsem. Biraz TV izleyip uyusam...


25 Aralık 2016 Pazar

Burun Ameliyatım (Before - After) - Burnumun içinde dikiş unutmuşlar :)


Herkese Merhaba;

Öyle popüler bir bloğum olmasa da sürekli burun ameliyatım hakkında mesaj ve yorum alıyorum, o nedenle before - after fotoğraflarımı buradan herkese açık şekilde paylaşmaya karar verdim.



BEFORE:




Bilmeyenleriniz için söyleyeyim ben 19.05.2015 tarihinde Antalya'da Op. Dr. Hadi Nural'a ameliyat oldum. Benim en büyük ŞİKAYETİM HORLAMA sorunumdu ki bu problemim kısmen ortadan kalktı. Bilmelisiniz ki horlama ameliyatı gırtlak bölgesinden yapılıyormus ve küçük dilin falan yukarı çekilmesi gibi işlemleri kapsıyormuş. Çok acılı, iyileşmesi zor bir süreci varmış. Bu nedenle ben bu ameliyatı olmadım. Nefes almamı kolaylaştıran, burun içlerimdeki yamuklukları düzeltmeyi hedefleyen bir ameliyat oldum. Eskiye nazaran daha iyiyim ama mucize gibi nefes almam 10 numara 5 yıldız hale gelmedi. ÇÜNKÜ BENİM KRONİK ALERJİLERİM VARMIŞ o nedenle burun içlerimdeki doku hep şiş! Hatta alerji doktoruma göre düzenli ilaç kullanmazsam ileride astıma bile çevirebilirmiş. Bense şimdilik "Amannnnn, alerji de neymiş. Önemsiz" diyerek geçiştiriyorum. 



Bu arada Hadi Hocayı ailecek seviyor ve beğeniyoruz. Aklınızda soru kalmasın adam işinde çoook iyi. İyileşme sürecim çok rahat geçti. Ameliyat gecesi bile hiç bir ağrı kesici iğne-ilaç yapılmasına gerek kalmadan çoook rahat geçirdim.



AFTER:


Ayrıca ben Ankara'da yaşadığımdan ameliyatımdan yaklaşık 6 ay sonrasında burada bir KBB uzmanına görünmüştüm ve o doktor bana ameliyatımın çok başarılı yapıldığını söyledi. Biliyorsunuz kuaförlerin bile birbirine bok attığı ülkemde alakasız bir doktorun hiç tanımadığı meslektaşı hakkında olumlu konuşması çoook süper bir durum!

Tabi herkesin burnu, iyileşme hızı, şansı, kaderi kendine...


Umarım hepiniz sıkıntılarınızdan en kısa zamada kurtulursunuz, acısız  - hızla iyileşen güzel burunlu insanlar olursunuz.



Not 1: Sağ burun deliğimin girişinde bildiğin bir iplik-dikiş keşfettim. Bir türlü Antalya'ya gidip onu gösteremedim ama tahminime göre ya ameliyatım sonrası o 1 tane dikişi almayı unuttular ya da kendiliğinden düşmesi gereken dikiş düşmedi. 


NOT 1 Rev: Evet o iplikmiş. Ameliyatımdan tam 1,5 sene sonra gidip onu da aldırdım. Bildiğin iplil unutmuşlar burnumun içinde :)

Not 2: Artık yeni bir işim var ve buradaki bilgisayarlarda Türkçe spell check yüklü değil. Yazdıklarımın içinde muhtemelen bir çok hatalı kelime olacaktır, Kusura bakmayın.



8 Kasım 2016 Salı

Almora Bilir Misiniz?

Ben liseye giderken bu adamları dinlerdim.
Hey gidi günler heyyyy ne kadar da hard core biriymişim.



Oysa şimdi bildiğin tam bir Indie Girl oldum:)
Accuradio WorkPlace çalma listelerine fena takıldım, Spotify'ın reklamsız hali.
Bir girin bakın, seversiniz mutlaka!


6 Kasım 2016 Pazar

Çok iş yaptım çooookk....

NumNum Tuvalet:)



Her ay 1 iş günü keşke hep tatil olsa! 

Bu geçtiğimiz Cuma günü işten izin aldım. İzin kullandım daha doğrusu. Geçen sene tüm yıllık izinlerimi bitirmemiştim o nedenle şimdiden 8 gün hakedilmiş izin günüm var. 


Bu ay içinde kardeşim 
Çağrı ve eşi Katya gelecekler Türkiye'ye o zaman da alırım 2 gün izin. 


Süper olur!










Ama Cuma gününe geri dönersek eğer halletmediğim iş kalmadı diyebilirim:

Sabah erken uyanıp sağlıklı beslendim
Başkent gaza gittim (sorun tam çözülemedi, pazartesiye kaldı)
PTT'den gaz aldım 
Dask yaptırmayı denedim olmadı
1 bolüm dizi izledim
Garanti Bankasına uğradım
Mert ile öğle yemeği yedim
30dk uyudum
Makineye çamaşır / bulaşık koydum
Didem ile kahve içmeye gittim
Evi temizledim
Ali Express - dispute yazışmalarımı yaptım
Denebunu ürün yorumlarımı yazdım
19:00 da yarının dersini hazırlamaya oturdum.
AMY geldi - sandviç hazırladık.
1 bolum daha dizi izledim.
Uyudum :)


Böyle productive günleri çook seviyorum, mutlu ediyor beni. Onun dışında okul (yüksek lisans) biraz yorucu geçiyor. Her hafta için okumam gereken en az 3 makale oluyor ve aldığım 2 ders için de sunum hazırlamam lazım!!! Hafta sonları da Türkmenler ile ilgili proje var... Spor yapayım diyorum, arkadaşlarımı göreyim falan filan derken yoruluyorum. 


Uzun yıllardır bu kadar yoğun bir dönem yaşamamıştım ama kendimi çok dengede hissediyorum. Belki de bu yüzden yalnız kalmayı, evimde zaman geçirmeyi çook sever oldum. 


Dün gece şu gördüğünüz minik, super uber torbayı kullandım ve bayıldım. Bu "tea brewer" şeysini bana Sinecik (The Tutor) hediye getirmişti. Uzun zaman bekledim, kullanmadım hiç. Ama çok çok çok keyif aldım! Öyle akıllıca tasarlanmış ki her ayrıntı düşünülmüş. Mesela hep dengede kalıyor, içinde sıvı olsa da devrilmiyor. Kapağı emaneten değil cidden "pıt" diye yerine oturuyor, sızdırmıyor, kokmuyor, defalarca kullanılabilir, at çöpe gitsin değil çooook başarılı!



Bu arada bizim artık NETFLIX'imiz olduğunu biliyor muydunuz? Westworld, Black Mirror, Stranger Things, Narcos etc...

Kıskandınız mı? :P


24 Ekim 2016 Pazartesi

Şehirli insanın zaman sorunsalı hakkında



Bazen kendimi çok yorgun hissediyorum. Çünkü çevremdeki insanların hepsinin bir şekilde benden beklentisi var veya onlarla bir tür ilişki içerisindeyim. 
(Ne kadar ilginç değil mi? İnsanlarla sosyal ilişki içerisindeyim)

Mesela yapmamı bekleyen işler arasından bugün için öncelik verdiklerim:

Ulgen: aradı dün geri dönüş yapmam lazım
Çağrı: Doğum günü kutlamalıyım
Mert: ile buluşmalıyım kedisi nasıl sormalıyım.
Işılay: İngiltere'den geldi onuna buluşmalıyım
Nicky: Ona 2 mail attım, kargo almaya gitmeli. Ulaşamıyorum kendisine bir türlü.
Baba: Dedemlere iletmek üzere bana bir şey söyledi onları aramalıyım
Dilek: Gönderdiği ses kayıtlarını dinlemeli ,ona cevap vermeliyim
Foto: çektirmeliyim green card için
Spor salonu: üyelik devri için akşam GYM'e gitmeliyim
Garanti: Şubeye gidip para çekmeliyim
Okul: bir sürü okuma var onları yapmalıyım
Refugee: Ders işleyişine çalışmalıyım

Biliyorum ki yukarıda ismi geçen kişiler dostlarım, onları çok ama çoook seviyorum fakat bazen onların çağrılarına veya mesajlarına neden geç dönüş yaptığımı anlamıyorlar. 

İşte tüm nedeni bu! 
Zaman sorunsalı!

Yukarıdaki 7 kişiyle buluşmak yerine telefonla bile konuşsam ortalama 5 dk'dan 35 dk yapar. Ama ben tüm gün iş yerindeyim ve bu 35 dk'yı akşam saat 7'den sonra ayırabilirim. Bu durumda da iş çıkışı foto çektirmek ve GYM üyelik devri işlemleri benim zaten 2 saatimi alacak. Yani saat 19:30 - 21:30 arası meşgulüm. Bu durumda saat 21.30 sonrası herkesle telefonla konuşmam lazım ki ne zaman kendime zaman ayıracağım?

İşte ben herkesle kaliteli dostluk kurmak ve iletişim içerisinde olma çabam nedeniyle tüm bu irtibatta kalma olayını fazla ciddiye alıyorum. 

Biliyorum biz şehirli mahlukların ne kadar da yavan sorunları var değil mi?

P.S.: Foto tabi ki de bana ait değil ama umarım bir gün ben de böyle müthiş kareler yakalayabilirim.

7 Eylül 2016 Çarşamba

Altı Üstü Bilinç!

street cat
Yine garip bir rüya gördüm. 

Ne var bunda demeyin çünkü ben yıllarca hiç ama hiç -1 tane bile- rüya görmedim! 
Geceleri uyudum, sabahına uyandım. O kadar. Ama bu ara zaman zaman bilinç altımı yüzeye çıkaran rüyalar görüyorum. Çok ama çok gerçekçi oluyorlar. Sabah o duygu ile uyanıyorum. Sanki gerçek gibi hatta gerçek mi rüyada mı o diyalogları yaşadık kararsız kalacak kadar derinden, içsel rüyalar görüyorum...

Bu kez 2007 senesinde birlikte olduğum eski sevgilim Onur'u gördüm rüyamda. Hala birlikteymişiz, hala sevgili. Aynı evin içindeyiz. Bir anda fark ediyorum ki o benden gizli arkadaşları ile görüşüyormuş. Ben hala o arkadaşları İstanbul'da yaşar sanarken meğersem yıllar önce onlar da Ankara'ya taşınmış ve benim sevgilim bana yalan söyleye söyleye onlarla hep buluşmuş, görüşmüş. Beni istememiş yanında, küçük görmüş demek ki... 

Niye mi bu rüyayı unutmadı o küçük dunkoff kafam çünkü şimdi - gerçek hayattan - korkuyorum! Öyle uzun süre kendimi savunmasız bıraktım ki Nicky'den beklenmedik bir hamle gelecek diye ödüm patlıyor demek ki. Çünkü herkes bana her zaman her koşulda yalan söyledi ve söylemeye de devam ediyorlar.

Öyle basit şeyler istedim ki bu hayattan olmadı! Dünyayı kurtaracak kişinin ben olmadığını bilirken, uzak diyarlara seyahat edecek o gezgin ben değilken, başarılı bir iş kadını olamayacak kadar sinmişken her insan için oracıkta duran mevcut dünyevi zevklerden istedim sadece. Ne bileyim dine inanan, sığınan o şanslı kitleden biri olabilseydim keşke. Aşk ile yaşayan, çocuk yapan, akşam yemeği için Uludağ Kebap yoksa Günaydın'a mı gitsek diye kocasıyla konuşan, çocuklarımı alıp ailemin yazlığına kaçan kişi olabilseydim keşke. Ama olamadım. 

Basitlikleri bile beceremiyorum...

çankaya trafikO yukarıda bahsettiğim Onur var ya bir anda, çat diye benden ayrılmıştı. Tıpkı hayatıma giren diğer erkekler gibi benimle konuşmak yerine, ilişkiyi kurtaralım diye çabalamak yerine bir telefon ile çat diye bitirdi. Ben de kalktım İstanbul'a gittim, kapısına dayandım. Açtı bu kapıyı gözleri kan çanağı, çok ağlamış belli. 1 haftalık sakalları uzamış, leş gibi. "Neden geldin? Gelme, git" dedi. Gitmedim. Ben de ona tipik soruyu sordum "Neden?" dedim. Hemen cevap verdi, ikiletmeden. "Çünkü dedi seni aldatma eşiğine geldim. Ama aldatmadım. Demek ki seni sevmiyormuşum!" Bu kadar basit işte onun için denklem!! Benim içinse cevapsız sorular yumağı. 


"Beni asıl ne zaman sevmeyi bıraktın?"
"Beni sevmeden kaç defa öptün, sarıldın?" 
"Kurtarmaya çabalamayacak kadar değersiz miyim?" 
"Nasıl yüzüme baka baka bana hep yalan söyleyebildin?"
...
O zaman da basitlik, diğer insanların yaptığı şeyin aynısını istemiştim. Bana bakmasını, elimi tutup özür dilemesini: "Seni aldatmadım - yapamadım! Demek ki seni kaybetmek istemiyorum. Bunu anladım artık!" demesini bekledim, istedim, yalvardım ona... Ama yapmadı bunu. Ağladı biraz daha iç çekerek. Büzüldü, küçüldü, uyudu sonra... Sabahına da ben Ankara'ya döndüm ve bir daha onunla hiç haberleşmedik. Bitti gitti. 

Böyle böyle anılar, yaşanmışlıklar iz bıraktı hep bende. Kolay atlatamıyorum sanırım. Belki de psikolojik deliyim, hastayım. Tüm bu laf kalabalıklığının tetikleyicisi de Barış Bıçakçı'nın Seyrek Yağmur kitabı. Feci etkisi altındayım. Unuttuklarımı hatırlamama neden olan - Xanax gibi - ince ama hiç bitmesin dedirttiren türden bir kitap!

Kinyas ve Kayra'dan sonra ruhuma sahip olan ilk kitap!

5 Eylül 2016 Pazartesi

Kim Şarap Sevmez Ki?

Bir cuma klasiği olarak Nicky Bey ile yine gezmelere gittik. 
O gün dışarı çıkılmazsa bir tarafımıza bir şey olur çünkü:)
Neyse, bu kez istikamet Panora AVM'di! 
Star Trek gelmiş hem de 4D hem de gece yarısı seansı!!!

numnum


ankara night

Film öncesinde NumNum'da oturduk. 
DLC - Öküzgözü içtim, bayıldım, yaladım kadehi resmen!
Bu ara feci bir şarap sevdam başladı, resmen craving yaşıyorum!
Markette o şarap şişelerini görmek bile beni benden alıyor!
Yeni yeni markalar keşfediyorum. 



Bu arada şarap demişken aklıma geldi!
İnsanın duyuları ne garip, ne değişken. 
Sabun köpüğü gibi yok olsa da ıslaklık bırakan bir katman gibi! 
Nicky ile beraberliğimiz hayatımın en uzun ilişkisi olma yolunda ilerliyor. 
İstiyorum ki son da olsun. 
Beraber yaşlansak huzurla diye aklımdan geçiriyorum. 
Bazen stres kaynaklı gelgitler yaşasam (k) da önemli olanın 
yara almamak olduğunu biliyorum!

Evet, doğru! Önce kendimi sonra da bizi çok seviyorum!


2 Eylül 2016 Cuma

Aşk Acısı Mı? Aşk Isırır Mı?

Akşam Güneşi Ulus
Ulus
Vazgeçtim, bugün için süpriz falan yok! 
Çünkü ortada hak edecek kimse yok! 

Sevgilim diye demiyorum ama Nicky bazen öyle uyuz, öyle gıcık bir insan haline geliyor ki içimde o zamanlarda negatif iyon yüklü bulutlar çarpışmaya başlıyor. Kafamda deli deli sorular bir bir / ardı ardına sıralanıp şeytan kulağıma acayip kelimeler fısıldıyor...

Dün de o anlardan birini yaşadım: Hepimizin kendimize dönem dönem sorduğu "Ben bu adamla napıyorum ya?" "Ne kadar mal bir adam!" "Resmen aptal, IQ yok yani bünyesinde!" vb. cümleleri aklımdan bir bir geçirdim, sessizce sustum! Konuşmak yerine gittim mutfağa ikimize de birer whiskey koydum geldim.

Ne mi oldu, hiç! Koca bir hiç!!!

Öyle basit şeyleri bile yapmaktan yoksunan bir adam ki kendisine bir şeyi bin kez söylemeniz gerekiyor. Yoksa o beyni basmıyor, idrak etmiyor.

*19 lt hayvan gibi damacanada su geldi, girişte duruyor. Taşır mısın mutfağa diyorum. Yok, unutuyor!
*Arabada benzin yok, 2 gündür benzin al diyorum. Yok, unutuyor!
*Laptop'ımda virus gibi bir şey var - kendi eski IT man sonuçta- bir ilgilen diyorum. 2 günün sonunda dün elinde aldı ama beceremedi! 
*Son yağmurlarda arabanın ön koltuğunun paspası ıslandı. Erkek adamsın sonuçta bir bak sorun ne diyorum. Yok! Umrunda değil!
*Bahsetmiştim kendisine Botanik park fikrimden dün akşam "fine, sure" dedi sustu. Bu sabah da bana diyor ki bugün ki planın ne, sinemaya gidelim mi? 

Benim isteklerimin ne önemi var ki sonuçta değil mi? 
Kendisi çok çalışıyor ama beyefendimiz, aaaaa lütfen ama o her şeyin en iyisine layık! 
Benim bu hayatta tek bir vazifem var o da Nicky Bey'in hayatını kolaylaştırmak.
Merve her koşudla amele gibi gitsin her boku halletsin! Aracın yağını, suyunu bile Merve değiştirsin! Eve usta geldiğinde başında bile durmasın o, ya geçsin içeri bilgisayar oyunu oynasın ya da uyusun, evet uyusun!!!

Bu hayatta erkek egemen hegemonyaya hep karşı çıktım ama her işi biz kadınların da yapabiliyor olması siz erkeklerin bir boka el atmayacağınız anlamına da gelmiyor. Bizler; günümüz şehirli kadınlar olarak (eskinin?) tarlada çalışan köylü kadınları ile hala aynı ilkellikte yaşıyoruz. Erkek tüm gün kahvede kağıt oynasın, kadın sırtında bebesi tarla sürsün, çapa yapsın! Erkek tüm gün klimalı ofisinde geniş geniş çalışsın, sonra da pahalı arabasıyla eve gelsin; kadın da evde tüm işleri yapıp bir de üstüne adamın uygun bir taraflarını pohpohlasın!

Ohh, ne ala memleket!

1 Eylül 2016 Perşembe

Sevgiliye Romantik Süpriz!

Geldi Sonbahar!

Bayılıyorum soğuk, puslu, ısıran havalara. Pofuduk hırkalar giysek, elimizde bitki çayı, sıcak çikolata ile balkonda, sokakta otursak. Renkler pastelleşse, ortama bir anlam, estetik gelse bir anda... Akşamları gün batımı daha bir amber rengine dönse, kuşların göç yollarında biz dursak, yılın yakılmaya başlanan ilk kaloriferine çocuklar gibi sevinsek, geceleri uzun yürüyüşlere çıksak, dönüşte salep içsek,daha çok kitap okusak, daha sarımsı, ruhu besleyen müzikler dinlesek...

Keşke zaman bu kadar hızlı akmasa kendi yolunda, biz de yetişme telaşı içinde -tam olarak bir şeylerin tadını alamadan- yarım yamalak anlamlarla oyalanmasak falan filan!


Neyse yarın günlerden Cuma ve ben Nicky Bey için romantik bir sürpriz planlıyorum. Genelde bu tarz şeyler erkeklerden beklenir ama ben malımı biliyorum anam. Beklersem daha çoook beklerim! Öyle şeyler sadece romantik filmlerde yaşanıyormuş, kafam bastı! Hayır, olaya ben el atmazsam o zaman kendimi de hayatın güzelliklerinden mahrum bırakmış olacağım!

Bildiğin mevsimler değişiyor dostum, Eylül kutlaması adına dedim ki kapayım sevgilimi iş çıkışı götüreyim Botanik Park'a. Hem şarabımızı içelim hem de azıcık muhabbet edelim, içimiz açılsın.

Mekan işte bu:

Gece vaktini bir hayal etsenize: Yıldızlar gökyüzünde (ama görünmez tabi şehirden), ağaçların kokusu, ortam hafif serin ve sakin... Masanız üzerinde lezzetle atıştırmalıklar, yanında kırmızı bir şişe güzel bir kırmızı şarap ve sevdiğiniz.... 

Uff yaa ben olsam benim gibi bir kıza kesin deli gibi aşık olurdum:)

Not: Botanik Park fotoğrafı Mehmet Akıncı'ya aittir. Ben çekmedim, netten buldum. Baştan söyleyeyim sonrasında şey olmayalım kimseyle.



31 Ağustos 2016 Çarşamba

Ankara içi tam 84,2 km yol yaptık!

Hola Lola;

Dün 30 Ağustos resmi tatil diye siz bizim evde pineklediğimizi düşünüyorsanız çok ama çoook yanılıyorsunuz. Şimdilik hiç bir detay ve bilgi paylaşmamın uygun olmayacağı "ufak çaplı" bir iş için neredeyse tüm Ankara'nın altını üstüne getirdik. 
Biz kim mi? 
Me and my best buddy of course!

Yol 1:
Saat 13:15'te evden çıktık Angora taraflarına gittik (21,4 km) ve aynı yoldan 1 saat sonra geri geldik. Toplamı etti mi size 42,8 km !



Yol 2:
Bu kez de Ansera'dan yine Angora'ya doğru çıktık yola (20,6 km):



Yol 3:
Angora tarafında işimizi çabuk bitirince Bilkent'e geçelim dedik (8,9 km):



Yol 4:
Son olarak da Bilkent'ten Kızılay tarafına geçerek arkadaşlarla buluşup gezimizi noktalayalım dedik (11,9 km)



Böylece minimum 84,2 km yol yaparak kendi araba kullanma rekorumu kırdım! Daha Kızılay'dan eve gidişim falan yok yani bu km hesabı içinde. Şansıma yollar tenha - keyfimiz de pek gıcırdı! Güzel mekanlar gördük. Fırsatların bir kez daha farkına vardık. Her bir yol sonunda keskin bir aydınlanma yaşadık, ışığın orada - bulutların ardında durduğunu sadece biraz çalışıp üzerine düşmemiz gerektiğine kendimizi ikna ettik!

Haydi, kim tutar bizi? :)



26 Ağustos 2016 Cuma

Bugün Benim Doğum Günüm

"Tek bir dileğim var o da "sevgi" ! Tüm damarlarımda hücrelerimde sadece sevgi olsun istiyorum. Işık gibi parlasın - yolumu aydınlatsın - beni ben yapsın diye... Sevmek her şeyin güzelleşmesini sağlar, böylece değiştiremediklerinizi de kabullenerek zevk alırsınız. Ben artık yaşam ile kavga etmeden derin nefesler alıyorum & sevginin sonsuz kaynağının ve gücünün beni yönlendirmesine izin veriyorum..."

demiştim geçen sene tam da bugün ve öyle de yaptım. Çok kahkaha attım, çok mutlu oldum, arada ağladım ve 1 yıl daha geçti. Aile kavramını daha çok benimser oldum, hayatta hiç bir şeyin vazgeçilmez olmadığını anladım, biri biter - diğeri başlar daha çok inandım. Bu da beni korkusuz kıldı ve cesurca hareket edebilir oldum. Susmayı da öğrendim bu yıl - yanımdakileri mutlu etmek için susmayı! Çünkü onlar mutluysa beni de pozitif etkiler diye inandım. Gelecek 10 yılın kalkınma planını varyasyonlarıyla birlikte kafamda kurgularken  yarın ölecekmişim gibi yaşamaya da alıştım. 




Kendimi daha çok daha derin tanıyayım istedim. İçimdeki bene yaklaştıkça da onu artık sever olduğumu anladım. Kavga etmeden sakince, usulca, huzurlu yanımı keşfettim. Eskiden bir ben varsam tek başıma canım çok sıkılırdı şimdilerde bacağımdaki yıldızların haritasını  çıkarmak gibi aktivitelerim var benim... Alerjilerim varmış benim bu yaşımda idrak ettim. Puffy gözlerimin nedeni meğersem sigara dumanıymış, ağrı eşiğim yüksekmiş, güzel yemek yapar, zor kilo verirmişim falan filan... 



Peki bunca laf gevezeliği sonucunda tek soru var kafamda: hayatın değeri, keyiflerin toplamından elde edilen mutluluk muymuş? 

Cevabını ise hala bilmiyorum ama sanırım artık aramayı bırakacağım çünkü sonuca erişmek için tek bir doğru cevap olmadığını düşünüyorum...


17 Ağustos 2016 Çarşamba

Vejetaryen Yemek Önerileri #01


Haftasonu One Tower New Castle
Uzun zamandır yazmadım çünkü canım istemedi. Hayatımız yine garip bir monotonluk içerisinde başkalarının kurgu oyunlarına sahne oluyordu. Birazı geçti birazı kaldı. Ben yokken buralarda kimse olmaz sanıyordum ama istatistikleri görünce şaşırdım. Hemen hemen her gün 6 ile 19 arası değişen ziyaretçilerim olmuş. Teşekkürler:)

As you know that Nicky Bey vejetarjen! 

Evin hanımı olarak yemeklerden sorumlu komutan benim. Şanslıyım ki Nicky asla ama asla yemek seçmez. Ben ne pişirirsem yer - pişirmesem de yemek aramaz! En kötü ihtimal kendine Subway'den ton balıklı sandviç sipariş eder. 1 hafta makarna pişireyim ellerine sağlık der, hepsini yer. 

Evet, evet bizim evin problemi hatta işte bu! 
Nicky herşeyi yiyor! 

Yani 1 tencere yemek pişiriyorum diyelim bu akşam, Nicky iş çıkışı eve gelince o tencerenin hepsini yer! Ben bildiğin saklama kaplarına yemek ayırıyorum, Nicky'den kaçırıyorum. Bazen de ne pişirsem derdine düşüyorum ki o zaman da foodnet, yummly, woksoflife gibi siteler arasında kayboluyorum. 

İleride hem bana da fikir versin diye son dönemde pişirdiğim yemeklerin çetelesini tuttum.

Enjoy!


20.07.2016: Karpuz + Peynir

21.07.2016: Amy'nin Dürüm Tarifi
                   (Patlıcan Ezmesi + Mayonez+ Yoğurt + Salatalık malzemeli)
                   Yeşil Mercimek Haşlaması (Salata gibi) 

22.07.2016: Dışarıda Yedik (Dubh Linn & Speak Easy)

23.07.2016: Menemen + Fish Fingers

24.07.2016 : Sebzeli Fırın Makarna

25.07.2016: Soya Soslu Sebze Sote 
                  (Yeşil Fasulye + Kabak + Kırmızı Biber + Yeşil Biber + Soğan)

26.07.2016: Milföy Börek (Ispanaklı+Peynirli)

27.07.2016: Karpuz + Peynir

28.07.2016: Kabak + Bezelye + Havuç + Patates Konserveli Salçalı Yemek
                  Yaseminli Pilav

29.07.2016: Pizza

30.07.2016: Kremalı Mantarlı Makarna

31.07.2016: Sebzeli - Barbunya Yemeği (Evde ne varsa)




28 Temmuz 2016 Perşembe

La Bebe Azıcık Çeki Düzen Ver Kendine!


Yahu bu ne saçma iş! 

Her canlı gibi düzenli ve mecburi olarak yaptığım faaliyet tabi ki de shopping. 

Bu sebeple de evimin yakınında bulunan CarrefourSA (eski Kiler Market) düzenli olarak tarafımdan ziyaret edilmekte olup gün be gün halinin kötüye gidişi beni benden almaktadır!

Şu ekmeklerin rezilliğine bir bakabilir misiniz?























Lütfen kendinizi bu nahoş duruma hazırlayın ve dikkatinizi bazlamalara veriniz:

 

Mars'ta hayat aramayı bırakın beyler. Gördüğünüz gibi bazlamalar bildiğin kendinden geçmiş, evrim basamaklarını hızla tırmanır olmuşlar. Birileri acaba sevabına İsveçli bilim adamlarını arayabilir mi?

Evet, anladık ki ekmek yiyemiyoruz. O zaman sebze - meyve alalım azıcık değil mi?
Hayır, değil! Taş yiyin o.ç diyorlar resmen!
Raflar hep ve her zaman boş ya da pörsümüş ürünlerle "dekor" yapmışlar.























Hadi tamam düzenli ürün akışı yok, mal alımı yapmakla görevli o baştaki herif işini beceremiyor, tüm bunlar başkalarının suçu. He, Hai, Yes de acaba market içerisinde ürünlerin yarısının fiyatlarının raflarda yazmaması sizce kimin sorumluluğunda? 

Gördüğünüz gibi üst rafta 7 farklı şampuan dizili ama sadece 4 tane fiyat etiket konulmuş
                            2. rafta da bu kez 6 faklı şampuan dizili sadece 3 tane fiyat etiketi var.




Maalesef hazır, dondurulmuş balık reyonunun durumu daha da içler acısı. Bu kez hiç bir ürüne fiyat vermemişler! Ben utandım da dolabın resmini dışarıdan genel olarak çekemedim ama durum işte aynen bu!



Hep, her zaman dediğim gibi acaba (ben de dahil) eli s**inde iş yapmayan bir insan evladı yaşıyor mu acaba aramızda? Sesimi duyan var mı?



25 Temmuz 2016 Pazartesi

Benim Kolonum Spastik!


Olayın ne zamana dayandığı, mazisinin ne kadar eskiye gittiğini bilemiyorum. Kendimi bildim bileli ben böyleyim arkadaş. Yıllar, yıllar evvelsi ilkokul zamanlarım... Kış vakti. Okuldayım. Sınıfta çıt çıkmıyor. Ya hepimiz bir şeyler okuyoruz ya da yazı alıştırması yapıyoruz bilemiyorum ama sıraların üzerinden masa örtüleri var ve defterlerimiz açık. İşte o anda midemden garip sesler gelmeye başladı. Karnım gurulduyor gibi ama daha çok midemin içerisinde bir şeyler yer değiştiriyor gibi sesler geliyor. Herkes bana bakıyor. Evet, herkesin dışarıdan duyabileceği kadar yüksekti o sesler. Nasıl utanmıştım ve ilk kez de o zaman anladım ki bu işte bir terslik var. 

İşte hem kendimin hem de yakınlarımın bu seslere alışması 25 yılımı falan aldı. Düşünsenize yaşınız 20 - 21 falan yeni sevgilinizle date kafalarındasınız, beraber 2 bira içiyorsunuz ve hooop sizin mide - göğüs altınızdan başlayacak şekilde - "6 aylık" hamile gibi şişiyor. Hadi bunu gizlemek mümkün karnını içeri çek, bol t-shirt giy falan ama o da ne? Adam size sarılmak için hamle yapıyor, mood kovalıyor. İşte sarılma pozisyona geçerken tam o anda ufaktan midenizden geğirme ile kurbağa vraklaması karışık sesler geliyor. Şaka gibi! Git en yakın camdan at kendini, kurtul. Daha ötesi var mı?

Evet var. İş görüşmeleri! Zaten gerginsin, Dik durmaya çalışıyorsun yüzünde bir gülümseme, midende vraklamalar...  Miss! Tadınan yenmez!

Tam da bu duruma alıştım derken 3 yıl önce yeni bir sendrom keşfettim kendimde. Stres altında feci şekilde bağırsaklarımın gaz yapması! O zamanlar bir sevgilim var ama aramız bir garip, Siz yeni nesil nasıl diyor "complicated" yani durumlar. Ve onunla Olimpos'a falan gittik acaba ilişki kurtulur mu, bizden bir cacık olur mu diye ama nafile fayda etmedi. Neyse, işte o stres ve gereksiz yere kendimi baskılamam sonucunda fark ettim ki ben ne zaman bu adamla yalnız kalsam çok feci gazım oluyor. Ama günün herhangi  başka zamanı veya ortamda asla böyle bir sorunum olmuyor. Yaa, evrim ağacı işte çok acımasız! Sonra bu adamla ayrıldık ben de bir rahat bir nefes aldım yani.

Bunun için çok doktora gittim, çok ilaç kullandım. Ara ara da kafama göre Lansor, Probiyotik Tabletler ile kendimi "tedavi" ettim falan. En son 2 sene önce "kronik yorgunluk" şikayeti ile Güven Hastanesi Uzm. Dr. Bekir Yazan'a gittiğimde kendisi bana şikayetlerimin Spastik Kolon Sendromu (irritable Bowel Syndrome) denilen "şeyden" kaynaklandığını söyledi. Niye mi kendisine gittim? Çünkü internete "Kronik Yorgunluk" yazıyorsunuz karşınıza Bekir Hoca çıkıyor! Adam uzman, işi biliyor yani gençler. Niye mi "şey" dedim? Çünkü bu hastalığı kimse s**ine takmıyor. Doktora benim şikayetim IBS de sana aynen fuck off basar! Neyse, Bekir Hoca bana Duspatalin Retard denilen yeni bir oyuncak verdi: Nedir? Ne iş yarar? Kaç taneye kadar içilir? Hepsini 1. elden tecrübe ederek oldukça faydasını gördüm.

Belki başkalarına çok basit gözüken bir hastalık olsa da zor bir durum yani bununla yaşamak. Ne yersem yiyeyim fark etmez hemen midem şişer, bir kutu kolayı imkanı yok bitiremem. Ayy bir de şişkinliğin var soda iç geçer diyen insanlar yok mu? Neyse bulaşmayacağım o tarafa... 

Tüm bunları ben niye mi yazdım? Çünkü bugün 4 kişi aynı şeyleri yedik içtik ama bir tek ben öğleden beri 4 kez tuvalate koştum. 

Çünkü benim kolonum spastik!

22 Temmuz 2016 Cuma

POKEMON GO


Evet Nicky, bakma öyle.
Pokemonlarımı seviyorum
.
Yeni fenomen Pokemon Go olayına ben de girdim. İlginçtir ki The Sims oynarken (yıllar evvelsi) ne hissediyorsam aynı doyumu yine yaşıyorum. Bu ara doyum demişken ben bir türlü doyamıyorum lan. İş değiştirdik, araba aldık, manitayla aşkımız iyi, Yunan adasına bile gittik oğlum! Ama hala eksik bir şey mi var hayatımda moduyla her güne 1-0 yenik uyanıyorum. Tam acıkmadan sofraya oturan şımarık bebeler gibiyim. Yoğurt var ben yine de kola diye tutturuyorum sanki. Erken bir 35 yaş bunalımı (yaş da 29 oldu) dedikleri sanırım böyle bir şey. 

Her şey hemen olsa, öyle uzun uzun beklemesek istiyorum. İnsanlar böyle çok boş konuşmasa keşke, kafa kalmıyor adamda! insaf diye haykırsam. İş çıkışı 2 bira çakıp muhabbetin dibine vursam falan filan. Ama yok; olay ne biliyor musunuz? İş(sizlik) sendromu - çalışma(ma)k. Ya iş yapalım oğlum. Suya sabuna dokunur iş yapalım. Üretelim. Ortaya adam gibi bir şeyler çıkaralım. Milyonlarca insanız şu el kadar ülkede (dünya kara kütlesi göz önüne alınırsa) hala elimiz s**imizde iş yapıyoruz. Ne bir asfalt atabiliyoruz kütür kütür ne de sıçratmadan klozete işeyebiliyoruz. 

Yahu toplaşıp dadından yenmez bir film bile izleyemiyoruz, çünkü başkalarıyla aynı fikirde olmayı geçtim toplaşamıyoruz ki! Nicky hep der "Türkler hiç adres tarif edemiyor çünkü birbirlerini anlamıyorlar." Neyse mevzu fazla derin. Özele de inmeden bugünün ulvi Cuma günü olduğunu bir kez daha hatırlatayım istedim. Gerçi şansa bak. Maaşlar bizim hep 24'ünde yatıyor, bu ay 24'ü de Pazar'a denk geliyor. İşin yoksa 1 gün daha fazla bekle, bourbon değil de Tuborg Gold - Amber iç! 

Tam bir skandal yani bebeler!

Not: Nicky yaşı gereği - malum 10 yaş büyük benden - POKEMON olaylarına girememiş. O nedenle beni/bizleri anlayamıyor. Ayy bir de üstüne eleştiriyor, küstah adam! Neyse bu fotoğrafı da 2015 Christmas'da İrlanda'dan dönerken havaalanında çektim. Nicky beyin vejetaryen olmaya karar verip yediği en son "et" işte o tabak. Milat yani!


21 Temmuz 2016 Perşembe

Evet bok var a.q.!


Çok korkuyorum. O kadar çok korkuyorum ki yeminle bağırsak düzenim bozuldu. Zaten Plastik Kolon Sendromundan (IBS) muzdarip biri olarak boşaltım & sindirim sistemimde kaos aldı başını gitti. Yaw ben yıllardır tüm gece boyunca DELİKLİ uyumak için - normal insanlar gibi geceleri ses duyup UYANABİLMEK için her yolu denemiş insanım:

  • Çok yüksek yastıkla yarı yatar pozisyonda uyumaya çalışmak gibi, 
  • Oda camını açık bırakıp soğukta kalmak gibi, 
  • Işık açık uyumak gibi, 
  • Müzik & TV açık bırakmak gibi, 
  • Yatağa girmeden önce 2 fincan kahve içmek gibi gibi... 

Hatta psikiyatra bile gidip "Nolur bana uyarıcı verin." bile demişliğim vardır. İşte bu son yaşananlardan sonra sanırım artık yukarıdaki yakarışlarımı duydu ve ben artık 1 haftadır her gece korkularım içerisinde NORMAL uyur oldum!

Neyse...

Geçen sene bayram tatilinde Kıbrıs'a gitmiş ve o günden beri de oraya taşınsak mı diye düşünür olmuştuk. Masum hayaller kurardım. 1 yıl daha bekleyelim; arabamın kredisi bitsin, yüksek lisansda sadece tez kalacak şekilde dersleri tamamlayayım, Nicky biraz daha tecrübe sahibi olsun, benim proje zaten devam ediyor güzelce işime gidip geleyim, o arada da evleniriz falan filan.... Ama şimdi işleri hızlandırma yoluna seçerek iş başvuruları yapmaya başladık. Kuzey Kıbrıs'da iş bulma konusunda hiç umudum yok ama yine de deniyor insan. Kıbrıs'da bok mu var diyen insanlar da var çevremde? 

Evet bok var a.q.! 

İnsanların birbirine saygı duyduğu, trafikte kimsenin sizin üzerinize direksiyon kırmadığı, siyasi iktidar mücadelelerinden uzakta, adadaki 2 halk "dostça" birleşsin diye barış dolu görüşmelerin yapıldığı, mesai saatlerinin daha insancıl olduğu, el kadar ada üzerindeki 10'a yakın üniversite sayesinde ada nüfusunun çoğunlukla gençlerden oluştuğu, boş zamanlarında canın nerede isterse denize girebileceğin,TR eğer 1 gecede hava sahasını kapatırsa KKTC üzerinden çıkış yapmanın hala mümkün olabileceği erdemli bir dünyada yaşamayı tercih ediyorum. 

Erdemli olmanın ve insan haklarına saygının bir boka yaramadığı Türkiyemde kendimi çok kapana kısılmış hissediyorum. 

  • Geceleri yürüyüşe çıkamıyorum çünkü Amerikan konsolosluğunun oralarda yüzlerce insan sokakta böğürerek dolaşıyor
  • Spor salonuna (PELOPS) gidemiyorum çünkü Çetin Emeç üzerinde her an bir kamyon ile "demokrasi" savunması yapılabilir
  • Evimin orada kafede oturup alkolü geçtim çay kahve içmeye korkuyorum çünkü her an kendini bilmez onlarca insan "Çankaya bizim olacak!" nidaları savurarak bizleri tehtit edebilir
  • Her gün işe gelsem de sabahları sadece bir günaydın - merhaba dediğim insanların hoop diye uzaklaştırılmalarına şahit olabilirim
  • Şimdilik evim nispeten "güvenli" de olsa yarın öbür gün ne olduğu belirsiz bir güruh tarafından "yanlışlıkla" basılabilir....


Durum özetle böyleyken biz korkmayalım da ne bok yiyelim ! 

17 Temmuz 2016 Pazar

Şu Zalım Hayatta Bir Halı Yıkamacı Kadar Karakterli Olamadım!















Bu cuma günü - tarihe geçen 15 Temmuz tarihinde - herşeyden bi haber olarak evdeki halıları yıkatmaya verdim. Nereden bilebilirdim ki o cuma tüm cumalardan farklı olacaktı? Neyse karıştırmayayım oralarını. Ben masum şehirli kadın sabahtan aradım Detay Halı Yıkama firmasını ve saat 19:00'da ev adresimden halılarımı almaya geleceklerine söz verdiler. Tabi ki de saat 19:00'da gelmediler, biraz gecikme ve telefonla arayıp hatırlatma sonucunca 19:20'de 2 adam kapımı çaldı.

Hemen kendilerini içeri buyur ettim. Ayıp yani öyle kapı önünde adamları niye ayakta dikeyim ki? Sonuçta benim halılarımı yıkayacaklar yani bir bardak suyumu içseler fena mı? Hatta halıları kaldırdım, ayakkabılarınız ile girebilirsiniz, rahat olun derken: 


-Biz içeri girmiyoruz bayan! 

şeklinde kendilerinden net bir açıklama aldım. Hımm bu da iyiymiş. Kim bilir ne tip insanlarla karşılaşıyorlar ki böyle bir karar aldılar. Vardır bir bildikleri dedim ve halılarımı tek tek kapı önüne taşıyarak kendilerine teslim ettim. 1 tane halı + 3 tane yolluk + 1 tane kilim gibi bir şeyi sarılı olarak kendilerine vermemle birlikte kilimi gören genç adam hemen bunun saf yünden el dokuma olduğunu söyleyerek metresine (yalan olmasın) 8 lira mı ne istedi yıkamak için. Tabi ben şok! Ayol Koçtaş'dan 40 TL'ye aldığım kilimin neresi saf yün + el dokuma olabilir ki diye açıklama yapmaya çalışırken:


-Sen bilirsin verme o zaman yıkatmaya bayan!

şeklinde oldukça yerinde bir cevap alıp sustum. O zaman yıkatmaya bu kadar para vereceğime yenisini alırım daha iyi diyerek tabi ki de vermedim kilimimi yıkatmaya. Ama bir kez ben rakam konusu açılınca müşteri olarak boş bulunup fiyat hesaplayacak mısınız diye soruverdim. Tabi ki de amcamız bana:

-Biz fiyat veremiyoruz bayan!

şeklinde karakterli cevabını verdi. Ay yani sonuçta ne bileyim insanım sonuçta kaç para ödeyeceğimi merak ediverdim de sordum. Aaaa çok ayıp, cıss bana da o zaman acaba metresini hesaplasalar da ben kafamdan TL ederini çarpsam - bulsam diye geçirdim. Nasıl kafam ama zehir gibiyim mübarek. Hemen mevzuya girerekten kaç metredir yaklaşık bu teslim ettiklerim diye sordum. Tabi ki de hemen:

-Biz metre hesaplayamıyoruz bayan!

diye yapıştırdı mı amca cevabını. Ben peki diyip susarken de elindeki teslim fişine 4 parçadır yazdı, bitirdi işini gitti. Resmen imrendim ulan adamlara. Hiç öyle mırın kırın etmiyorlar. Cevapları net. Patron bilir, ustalar baksın gibi doambaçlı yollara sapmıyorlar. Şu hayatta hiç öyle olamadım. Hep kendimdem, becerilerimden, zevklerimden ve sınırlarımdan şüphe duyarak esnetilmiş cevaplarımla yaşıyormuşum. Kafama bir anda dank etti, içim acıdı!

Zaten o gece sonrasında da "teşebbüs" yaşandığı için bu mevzuda kaynadı gitti!

Ancient Dicks

Telefonum benim sinir ediyor. Bu dünyada bile isteye zarar vermek istediğim tek şey Samsung Galaxy S4 telefonum. Şarj yemekten başka bir boka yaradığı yok. Çok yavaş, hafızası hemen doluyor, ısınıyor, takılıyor, GPS iş yaramıyor, Ankara merkezde bile beni bulamıyor! 

Az öncede çok basit bir eylem olan telefon hafızasından SD carda dosya taşımaya çalıştım ve tabiki de beceremedim. Galaxy is busy now diye sikidirik bir uyarı verdi durdu telefon. Yeni yılda kendime hediye IPhone 6S alacağım ve o zaman da büyük bir zevkle samsung telefonumu (bilerek s harfini küçük yazdım çünkü S olmayı hak etmiyor) masaya, duvara, yere atarak keyifle parçalayacağım.... Videoya çekip youtube koyacağım üstelik!

O zamana kadar sinirlerinize iyi gelsin diye terapi niyetine sizleri ancient dicks adlı muazzam çalışmam ile başbaşa bırakıyorum. Tüm resimler SAMOS'daki 2 farklı arkeoloji müzesinde çekilmiştir. 
Maksat muhabbet olsun!