28 Nisan 2016 Perşembe

Guess what? Maaş hesabıma bloke geldi!



Guess what? Maaş hesabıma bloke geldi!

Çünkü ben öğrenim kredisi ve katkı payı ödemelerimi yapmadım. Devrimci ruhum tuttu, üşendim, param tatlı geldi vesaire...

Ödemedim! 
Hala ödemek istemiyorum çünkü bunun soygunculuk olduğunu düşünüyorum. 

Evet, evet, evet: Hepimizin bildiği naneler işte:



ÜST BAŞLIK:  Ücretsiz Eğitim Hakkı vesaire

İÇİNDEKİLER:
Her ay kaldığım devlet yurduna ödenen para
Öğlen yemekhanede yediğim yemeğe ödenen para
Kitabımı, defterimi alırken ödenen para
Gittiğim kurs – eğitimler için ödenen para
Her tür ot püsür için vergi adı altında ödenen para
…..
……

…… 

Yarın gidince vergi dairesine borcum için ödeme planı çıkaracaklar. Bunun  sonucunda da aylık ödeme tutarım 192 TL civarında olacak. Tabi nasıl bu kadar net olabiliyorum? Çünkü hemen Google üzerinden search yaptım, hesap makinası ile böldüm çarptım falan filan. Neyse yarın göreceğiz bakalım babayı da paparayı da... Neyse  bu 192 TL ödeme için adamlar maaş hesabına bloke koyuyorlar ya o kısım işte sinir bozuyor. Paranı bankada görüp de dokunamamak var ya koyuyor adama! Hayır yani benim keyfim bugün çok iyiydi, bu akşam VEGA konserine bile gidelim diyordum.  

Bakınız: VEGA Konser

Neyse yarın ben diyeceğim ki adamlara "Blokeyi kaldırın - parayı çekip getireyim." Onlar da bana "Pışıkkkk, tek akıllı sensin di mi?" diyecekler. İşte dışımızdan böyle umut dolu diyaloglar kurarak, içimizden de gırla küfür ve beddua ile yarın güne başlayacağız.
O noktada ben  içimdeki çirkef hatunu özgürce dışarı salarken Nicky bana aynen şu şekilde bakacak:



Ya o değil de Ateistler buna da cevap versinler o zaman: Vergi dairesi, SGK'da falan amcalar nasıl bu kadar beddua alıp sürünerek ölmüyorlar? Demek ki  Allah var ki onları koruyor di mi? Nasıl zekiyim yaw kahretsin!!! :)

Not: Düzeltme beni Google; hemen götün kalktı senden bahsettim diye. "makinası" kelimesi doğru yazılmıştır. Senin önerin olan "maki nası" yanlış bebeğim. Doğrusunu öğren de gel!

Sevgiler 

Insanity nedir?




Yaşım 30'a gelirken resmen kafayı kırdım. Yine kendimle uğraşıyorum.
Bu kez fiziksel & ruhsal anlamda iyileşmeye yönelik çabalıyorum: 

     * Günde 2 litreden fazla su ve ekstra diğer içecekleri tüketiyorum
     * Artık 2 fincan bitki çayı içiyorum, daha az kafein tüketmeye gayret ediyorum.
     * Spor falan yapmıyorum, çok zoruma gidiyor. Ama planlarım var!
     * 00:00 - 00:30 gibi yatıp - 07.00'de uyanıyorum.
     * 08 Nisan'dan beri neredeyse hiç alkol almadım
     * Yoga'ya başladım, gün aşırı meditasyon yapıyorum.
     * Evde çiçek - böcek yetiştirmeye başladım.
     * Kapsamlı bir temizlik yapıp tüm fazlalık eşyalardan kurtuluyorum.
     * Artık gelecek planlarımı ve dileklerimi küçük bir defterim var oraya yazıyorum. Bir nevi secret yapıyorum.
     * Zaten relax bir insandım şimdi iyice saldım çayıra modunda yaşıyorum.
     * Saçlarımı sarıya boyattım, uzatıyorum, sabrediyorum.
     * 2017 yılından ne beklediğimi planladım, kafamda oturtmaya çalışıyorum.
     * Gelecek için birikim yapıyorum, BES ödüyorum.
     * Yüksek Lisans'a ağırlık verip bir an önce okulumu bitirmeyi hedefliyorum.
     * Spiritual tarafım biraz daha ağır basmaya başladı, araştırıyorum.
     * Kişisel gelişim kitaplarına karşı ön yargımı kırmaya başlıyorum.
     * Daha çok kendimle zaman geçiriyorum.
     * Hayattaki önceliklerimi belirledim: 1.sıraya Beni, kendimi koydum!
     * Almıyorum, mümkün olduğunca almıyorum.
     * Ne varsa onunla yaşamayı başarıyorum.
     * Bazen çok okuyorum, bazen günlerce elime kitap almıyorum.
     * Artık hiç kimseyi kıskanmıyorum.
     * Youtube üzerinden daha çok video izliyor, örnek alıyor, uyguluyorum.
     * Başkalarını duymuyorum, kafamda kurmuyorum.
     * Maalesef uzun zamandır geceleri uyumadan önce hayal kuramıyorum çünkü hemen uykuya dalıyorum. Onun yerine gözümde canlandırıyorum, olmadan - olduruyorum.
    * Bazı şeylere bir şans veriyorum.
    * Yapıcam demiyorum, Hadi Yapalım!diyorum ...

26 Nisan 2016 Salı

Neşeli ol, Hayatını Yaşa




Can sıkıntısı fena şey azizim. 
İnsana garip şeyler yaptırabiliyor. 

Mesela ben yogaya başladım. Artık her hafta sonu cumartesileri bildiğin meditasyonlu falan yoga yapıyorum. Severim ben böyle aktiviteleri. Gündelik yaşantıma her 2 - 3 günde bir yeni bir faaliyet sokmazsam bir taraflarıma bir şeyler oluyor. Dün akşam mesela üşenmedim saat 20:15 sonrası oturma odasının şeklini değiştirdim. Daha mı iyi oldu? Yok. Yani ne olabilirdi ki alt tarafı koltuk ile masanın yerini değiştirdim. Ama olsun maksat dostlar alışverişte görsün! 

Eskiden kaybetme korkusunun esiriydim. Sürekli kendimle kavga eder, daha iyiye doğru ulaşmak adına özellikle kendime karşı çok acımasız davranırdım. Sonradan anladım ki hayat çok kısa, gelişine yaşa gitsin. Kimsenin seni üzmesine izin vermemek lazım. Tabi bunu söylemek ne kolay ama uygulamaya koymak zaman - yıllar - alıyor. Bir kere bunun için size gerekenleri şöyle özetleyelim:

  1. Futursuz bir karakter
  2. Geniş bir mezhep
  3. Her ortamda "Amaannn salla!" diyebilen bir beyin
  4. Geceleri deliksiz uyumayı sağlayan bir vicdan
  5. Fırsatları görebilen bir göz
  6. Kuralsız ve sınırsız yaşama hevesi
 Hatay'da bulunan Mozaik: "Neşeli ol, Hayatını Yaşa" diyor



Eğer bu maddelerden en az 4 tanesi sizde yoksa işiniz zor, benden demesi. Ufak egzersizlerle sizde bir yerden başlayabilirsiniz aslında. 

İşte işte size birbirinden çılgın öneriler:
  1. Bulaşıkları tam 24 saat yıkamayın
  2. Geceleri çıplak uyuyun, korkmayın kukunuz üşümez
  3. Yeme - içme düzeninizi değiştirin. Sabah kahvaltısında puding yiyebilirsiniz.
  4. Bugünün işini yarına bırakın
  5. Beğendiğiniz adama çaktırmadan bir göz kırpın
  6. Bile isteye ufak çaplı bir yalan söyleyin vb.
Tüm bunlar aslında sadece kendimizi hissedebilmek için. Tam olmak, bütün olmak, sağlam kalabilmek için... 

Çünkü bu dünyada en kutsal ve iyiyi hak eden kişi benim ve ben sonunda mutlu olacaksam o zaman Hadi Yapalım!

25 Nisan 2016 Pazartesi

Let's Chill Out Babe!





Bugün canım evimde zaman geçirmek istiyor günü. 
Mesai bitse de evime koşsam diye 4 gözle bekliyorum. 

Aman canım nolcak ki demeyin çünkü bu ruh hali bana nadir zamanlarda gelir, Genelde ben sokaklarda yürüyelim, sağda - solda içelim, şurda bunu yiyelim üstüne bir de dedikodu patlatalım derim. Evde oturmak da neymiş? Yani insan evde oturarak ne yapabilir ki? Film - dizi izlemek evde oturmak değildir, temizlik yapmak da evde oturmak değildir, uyumak da evde oturmak değildir.... 

Ben öyle elalem gibi balkonda da zaman geçiremem. Yani bence çok çok saçma bir şey yola bakan tozlu balkondaki plastik sandalyeler üzerinde saatlerce oturmaya çalışmak. Gir içeri otur işte rahat rahat koltuğa, Yok! Tabi bu balkon insanlarla sosyalleşmeye imkan verip para harcayabileceğim bir alansa o zaman okey, zevkle üşümeden otururum. Haaa evet bir de ben genel standartlar baz alındığında da üşümeyen bir insan sayılırım. Mottom şu: "Anam zaten içimiz üşümüş bizim yıllarca bu serin esintiler koymaz bize" kafası. 

Üşümek demişken iş için bu geçen sonbaharda Ankara'dan İzmir'e gittik. Mevsimlerden Ekim sanırım.Neyse işimiz saat 17:15 gibi bitti. Bizde Kordon bölgesinde bir yerde kahve içelim dedik. Kordon dediysem de denizden uzak bir noktasında cadde üstünde bir coffee house bulduk. Oturduk bahçesine. Bahçenin konumu aynen şu:
Neyse işte biz sadece 2 cephesi açık sayılan bu bahçede üzerimizde ceketlerimizle oturup sıcak şeyler içerken bizim gruptan 2 kişi aşırı abartı bir şekilde üşüdüklerini söylediler. Yani bir içim ürperdi, ayy serinmiş, azrail yokladı vb.. dersin de bu kadar drama kuin modunda insanların şikayet etmesini komik bulmuştum. Hava da yanlış hatırlamıyorsam 19 -20 derece falan olması lazım... 

Velhasıl konuyu bağlarsak bir noktaya İşte tüm bunlar ana - babaların çocuk yetiştirme beceriksizlerinin bir sonucu diyebiliriz sanırım. 

Tırsak yeni nesil analarınıza benden selam söyleyin emi, çünkü benim falımda Angara Kalesi var;)




Sevgiler 

19 Nisan 2016 Salı

31 Çek Geçer!



Etrafıma bakıp da kafamın içinde devamlı sorguladığım bir konuda evlilik meselesi. Bu konu hakkında kafamdakiler henüz net değil ama şu kadarını biliyorum ki kesinlikle evlilik taraftarı birisi değilim. İnsan yavrularının evlenmesinin en baba sebebi aşk duygusu diye düşünüyoruz ya bu hormonsal duygunun hayatımıza yansıması da evlilik şeklinde gerçekleşiyor (olabilir).



Eski bir sevgilim vardı, kendisi tam bir mal olsa da ara ara doğru laflar ederdi: Ne zaman birini görse karşısında "Abi aşığım, bıdı bıdı..., yok abi bu kız başka, kesin aşk bu!" cinsinden laflar geveleyen biri olsa benimki yapıştırırdı lafı hemen: "31 çek geçer!" İlk duyduğumda "Hohh öküz!" diye içimden tepki verme isteği kabarsa da düşününce adam haklı beyler, dağılın sonucuna kanaat getirmiş bulunuyorum. Bu konuda zaten romanı geç ansiklopedi yazan çok bilmişler, çok okumuşlar, çok becermişler, çok konuşmuşlar varken tabi ki bana düşmez geyik salatası yapmak. Ama çevremdeki evli insanların %99'unun boşanma hayalleri kurduğunu biliyorum. ( %1'i de henüz bunu sorgulayıp emin olmayanlar için pay bıraktım, kurcalamayın.) Onun dışında da bekar olan gençlerin %99'unun da evlenme isteği içinde olduğunu hesaba katarsak ( %1'i de henüz bunu sorgulayıp emin olmayanlar için pay bıraktım, kurcalamayın.) bu işte bir bokluk var dostum. 
Hesap ortada! 




Gerçi evlenme istemenin asıl nedenini de sorgulamak lazım: Eğer meşru şekilde sevişebilmek istiyorsan okito evlen ama o zaman da en ufak bir yaramazlığın adı olur sana zina, aldatma. Hayatın bir anda boyut değiştirir, level atlar, şaşar kalırsın....

Yok ben maddi konuda kendime finansor arıyorum diyorsan çift olalım beraber eve, arabaya girelim, üstüne mavi tur gömelim diyorsanız o zaman da parasını akıllı harcayan birini bulmanız lazım. Sonra partneriniz sizin üzerinize kredi kartları borçlarını yıkıp sorry der kaçarsa gör bak o zaman evlillik kurumunun ulvilik derecesini....

Benim en sevdiğim ve arkasında durduğum nedense yalnız kalmamak. Milletce huyumuz gereği olsa gerek ben yalnız kalamam arkadaş. İnsan sevmem pek ama benim çevremde olan insanlara bayılırım. Alırım onları öperim gece dışarı çıkarım, yemek yer üstüne onlarla uyurum bile! Yani tüm bu aktiviteleri aynı kafada olduğum adam/kişi/partner/şişme bebek/hayali arkadaş vb. ile yapmanın neresi yanlış? Cevap veriyorum hiç bir yeri! Kısaca evet kendimi psikolojik açından sağlıklı ve iyi hissetmeme neden olduğu için çift olma ihtiyacını dönemsel olarak hissediyorum ama illa da bu faaliyetleri yapalım diye de o imzayı atmaya gerek var mı? Bence yok! Tabi sonrasında isteklerin boyutu değişir olaya farklı dinamikler dahil olursa o vakit bir daha kafa yorarım bu konuya..

Ama şimdilik ich liebe dich...

18 Nisan 2016 Pazartesi

WTF DETOX!


08 Nisan'da DETOX diye yazmışım. 
10 gün geçmiş bile! 
Geçti de peki noldu yani? 

Sanki yok efendim bir aydınlanma geldi de uzaylılarla ilişkiye mi girdik? Yok! 
Cildim böyle bir nurlandı aklandı mı? Yok!
İç huzura erip de Kaş'a Köyceğize taşınma kararı mı aldık? Ona da yok!

Hayır yani DETOX dediysek de avuç avuç toprak çim yemedik sonuçta. Topu topu tek bir gün hariç içki içmedim, her gün 3 bardak yeşil yaş içtim, bol bol lahana yedim, az biraz daha fazla hareket ettim o kadar. 


İşte bu Can, onunla içtim.
Kilo verdim mi anlayamıyorum çünkü tartımın pili bitiyor sanırım, şu an 116,59 kg çıkıyorum! Yani içimde gizli bir alien yoksa alet bildiğin bozuk işte. Gerçi bu DETOX ayağına içki içmeme olayını da sevdim ben. Biraz daha bu kafada gidebilirim diye kendi kendime iç sesimle telkinler de (bildiğin gazlıyorum) veriyorum ama dur bakalım hayırlısı! Benim genel anlamda bir 30 yaş sendromum var. Yıllardır kendimi 30 yaşa hazırlıyorum. Ayy böyle sanki yaşım 30 olunca her şeyi yapabilecek kapasitede olacakmışım gibi ya da şöyle anlatayım her şeyi yapmaya artık hakkım olacakmış gibi düşünüyorum. Çocuk da yaparım, taşınırım, iş de değiştiririm gibi tipik insani heveslerimin yanında bir de hayat tarzımı değiştirmeyi gizlice planlıyorum. Bu da nedir? İçki içme, insanlara katlanma, az öz yaşa falan filan... Tabi görürsem sizden de selam söylerim:) 

Haa bu arada lahana ne bitmeyen ne mübarek bir sebzeymiş de biz bilememişiz. Sözde küçük boy bir lahana aldım eve: 1)Sebze Çorbasına koydum 2)Kapuska yaptım 3)Lahana Salatası yaptım 4)Sebzeli Noodle'a koydum 5)Hayatımda ilk kez sarmasını yaptım ve hala bitmedi bitmedi lanet olasıca lahana!!! Üstüne bir de kalanları doğradım derince bir kapta sebepsizce bekletiyorum. 

Kendimce onları cezalandırmış olabilirim belki! Ama sonuçta onlar benim mideme şu aşamada inmediğine göre acaba sonuçta kendimi mi cezalandırmış oluyorum?

16 Nisan 2016 Cumartesi

Zürafa Hayvanı ve Göt Deliği


 Ağlamak çok garip bir şey, ağlarken insan kendini sıkıyor, sıkıyor daralıyor. Daha sonra iç çekip derin bir nefes alınca da bir anda daha çok kalbi ağırlaşıp daha içli ağlıyor. Bir de aynada kendine bakıp ağlama huyu var. Kendine kızdığın için mi, kendini suçladığın için mi bilinmez daha bir sıcak akar o gözyaşları yanaklarından…


Neyse geçen yine ağlıyorum tipik elime almışım ağlama oyuncağımı. İşte kendisi de bu:


 Bir fark ettim zürafa hayvanına göt deliği yapmışlar. Şaka maka değil cidden! 
 Bak işte şu siyah nokta gibi gözüken delik: 




Sen uyduruk, Çin malı şu aptal oyuncağı yaparken bir de affedersiniz alt tarafına delik yap! Hayır, ilginç olan şey şu ben yaklaşık 3 senedir bunu elime alır, evirir çevirir ağlarım da daha yeni fark ettim o ayrıntıyı. Yapan adamların da mükemmeliyetçi yaklaşımı bir anda beni kendime getirdi. Ne ağlıyon mal mısın lan dedim kendime. Bir anda silkindim, üzerime bir üşüme geldi derken kalktım işe gittim. 
Bu da işte böyle bir anı…

  

13 Nisan 2016 Çarşamba

Çöplerimizi Nereye Atalım?













Bazen kendimi tam bir salak gibi hissediyorum. 

Bu öyle bir his ki kendini ifade edememe durumu. Bir anda çevremde enerji boyutunda dalga dalga "anlaşılmazlık" durumunu yaşıyorum. Genelde kelimelerimi özenli seçen ben; bir şekilde ne demek istediğim anlaşılamıyormuş durumunda kendimi buluveriyorum. 

Mesela şöyle anlatayım ben içimden geçenleri %75 anlatabiliyorum, karşımdaki sadece %20 kadarını anlayıp %65'de yorumunu katıyor, ortaya öyle saçma bir iletişimsizlik çıkıyor ki resmen kusasım geliyor.Ben sinirden ağlayamam bu arada daha çok midem kasılır kusasım gelir. İçmeden sarhoş gibi olurum. Bu durum; "ben doğruyum - alayınız yanlış ulan!" gibi bir zorlama hali değil aksine ben zaten bir şeyleri kendi içimde analiz edip anlamaya çalışırken karşımdakinden bana karşı duru bir yaklaşım göstermesini bekleme halidir. Akıl istemiyorum, genel de tespit bekliyorum.

Böyle anlarda ya koşar adım oradan uzaklaşıyorum - mümkün ölçüde tabi - ya gidip kusuyorum, ya içimde fırtınalar koparken ateşim 39'a fırlıyor ya da hiç bir bok yapmıyorum. Yutkunup oturuyorum aşağı...

Siz siz olun koştuktan sonra terli terli su içmeyin...



11 Nisan 2016 Pazartesi

Psycho Dreams



Yaa bu ara ben çok Psycho rüyalar görüyorum, tam kafayı yemelik şeyler. 

Dün gece rüyamda mesela kaçırılmışız! Üstelik önce biz kötü adamların elinden kurtuluyoruz bir yere sığınıp saklanırken hoooop kötü adamlar kapıdan içeri giriyorlar. Meğer orası aslında onların sığınaymış, kendi ellerimizle yakalanıyoruz. Üstüne bir anda hooop tren garında buluyorum kendimi. Tren saatlerinden Balıkesir'e gideni bulmaya çalışıyorum. O sırada kuzenim ortaya çıkıyor bir anda ve bana trenler hakkında bilgi veriyor. Sonrasında yine hoop otel lobisi gibi bir yerdeyiz yine kötü adamlar etrafımızda. Bağırıp yardım istiyorum ve CHP Teyzesi kılıklı bir kadın geliyor yardıma. Ben ona "ayy bizi kurtarın, kaçırıldık - bizi bu adamlar satacaklar" derken öğreniyorum ki aslında polis de olayın içindeymiş. Kısaca yardıma gelen olmuyor, gözümün önünde insanları farklı arabalara zorla bindirip götürüyorlar bir yerlere...


Sadece ben değil iş yerinden bir arkadaş da bu aralar aynı ben gibi her gece atraksiyondan coşkunun kucağına koşuyor rüyalarında, bombalar bizi çok etkiledi. Hafta sonu Kızılay'da beyaz renkli, 34 plakalı, boyası sıvalı bir kamyonet gördüm. İçinden de pis kılıklı bir adam indi. O an aklıma gelen ilk ve tek fikir aracın bomba yüklü olduğu ve hepimizin havaya uçarak öleceği fikriydi... 

Korkuyorum ve bazen daha çok korkuyorum:(    
                                                                                

8 Nisan 2016 Cuma

DETOX 101






Gelir bana hey heyler - yine geldiler.

Bu kez de hafta sonu Detox yapmaya karar verdim. Yetmedi bir de alkol almayı bırakıyorum dedim kendi kendime. Ulvi bilgi kaynağı Google üzerinden hemen hızlı bir araştırmaya giriştim. Ne yemeli - ne yememeli diye hepimizin bildiği şeyler olsa da bir bakındım. Alışveriş listemi hazırladım, ardından da kendime papatya çayı alıp başladım bunları yazmaya.

Normalde ben zaten zararlı şeyleri pek tüketmem. Şekerli, tatlı gıdalar yemem, yağlı - kızartma türü şeyler sevmem, azıcık bir karbonhidrat yesem aklım çıkar ama gel gör ki günümüzün hastalığı olan tam bir sosyal ortam içicisiyim!

Yalan yok ben kendimi tanıyorum, bakalım bu kararım kaç gün geçerli olacak, ne zaman şeytanın yavrusu kulağıma fısıldayıp "Amaannnnn, iç bi tane be yaw nolcak ki?" diyecek geniş geniş bilinmez ama bakalım yarın hafta sonu ve ben uzun zamandan sonra ilk kez fresh fresh 2 gün geçireceğim....

Ha bir de bu Pazar direksiyon dersim var, ilk kez Ankara trafiğine çıkacağız. Şimdiden heyecan yaptım. Bir an önce taksici moda bağlamak için sabırsızlanıyorum:)

Sevgiler 



5 Nisan 2016 Salı

Hafta Sonu - Eymir - Piknik - Bisiklet - Sangria - Doğum Günü:)



Söylemiştim Dilek geliyor diye, Cumartesi sabahı çıktı geldi.Yine enerji bombası, yine haberler - dedikodular falan:)

Nicky de o gün işten 13:00'de çıkınca hemen Eymir'e gittik. Dilek için bu bir ilk oldu, yavrum daha önce oraya hiç gitmemiş! Şaka gibi:)































Göle girerken bisiklet de kiraladık ama 1 saat için 20TL 
ücret itiraf edeyim çok.
ayol resmen çok yani!!!




Bu karede pek anlamasanız da aslında orada göl kenarındayız, yayılmış piknik yapıyoruz. Ne varsa evimizde getirdik işte. Laf lafı açtı derken 2 saate yakın oturmuşuz orada. Dilek ve Nicky de ilk kez tanıştılar, ben biraz gergindim öncesinde, nasıl olacak - anlaşacaklar mı falan diye ama kafalar uyuştu, süperiz;)































Hani o t-shirt var ya işte o -pek anlaşılmasa da - Kurabiye Canavarı. Bunun muhabbeti hep olur ki ben Susam Sokağını pek hatırlamıyorum. Yani karakterleri biliyorum ama izlediğime dair en ufak bir çocukluk anım yok. Ya benim "entel" ailem bana hiç izletmemiş, ya bizim televizyonumuz yoktu ya da ben tam bir saf akıllı olarak unuttum. Durum tam olarak ne bilemiyorum ama bu konuda biraz hassasım ben. Ortamlarda bu yüzden hep sessiz kalıyorum, içim buruk:/



Hey yoo bir de burdan çek pampa:)



Sonra ne mi oldu? Dilek doğdu! 

Aslında Dilek 04 Nisan doğumlu olsa da hafta sonu yaptık ufak bir kutlama. 
Taaa Belçika'dan Yuko-chan bile geldi. 
Gaga Manjero Sangria Night sonrasında aklımızdaydı zaten biz de Dilek ve çekirdek kadro olarak diğerleri ile orada buluştuk. Şaka maka şu Miller içen arkadaşı ben 10 yıldır görmüyordum, çok da iyi oldu. 



Ben çooook seviyorum böyle kadeh tokuşturmalı fotoları. Belki telefonumda son 2 yılı kapsayan böyle 50 -60 tane fotoğraf vardır. Benim favorim sadece ellerin ve kadehlerin gözükmesi, o gizemli hava daha bir albeni katıyor. 

Yıllar sonra tam olarak hatırlamıyorsan eğer kim kimin eli - mekan neresi o zaman hatırlamaya değmezmiş o gün zaten. 

Benim mottom bu arkadaş "unutuyorsan zorlama, bırak aksın gitsin. Boşluk başka şekilde dolsun!"
                        

1 Nisan 2016 Cuma

Işık...

Bugün Cuma, şaka gibi!

Bugün ayrıca Dilek gelecek beni ziyarete. 
Daha doğrusu yola çıkıyor yarın sabah Ankara'ya varacak.
Dilek kimdir derseniz eğer? Bir tıklayın fikriniz olur!




Bazen, ben-biz karamsarlığa düşüyoruz, kendi acizliğimizden, yarım yönlerimizden rahatsız oluyoruz. Hayallerimiz büyüdükçe ikimiz de imkansızlıkları keşfedip korkuyoruz. Ama bunları işte hep beraber sorgulayarak yaşıyoruz, en sonunda kendi seslerimiz birbirimizi telkin ediyor. Dilek dünyanın öbür ucuna kadar gitti hem de defalarca, hiç durmadan yerinde geziyor, bakıyor, sorguluyor ve sonra bana anlatıyor hepsini. Usul usul sesi ile telefonuma ses kayıtları yolluyor zamanın farklı aktığı o uzak masal dünyalarından. 



Dilek tam bir afettir! Farklıdır o, hiç anlamadan aklınızı çekip alabilir. Korkuları öyle insanidir ki içine girdikçe siz utanırsınız acıkmaktan, susamaktan. Biz hep yolumuzu sevginin aydınlatmasını diliyoruz, şeytanca fikirlerle dans ederken bulduğumda da kendimi o hep bana ışık olandır....


Sevgiyle Kalınız