28 Temmuz 2016 Perşembe

La Bebe Azıcık Çeki Düzen Ver Kendine!


Yahu bu ne saçma iş! 

Her canlı gibi düzenli ve mecburi olarak yaptığım faaliyet tabi ki de shopping. 

Bu sebeple de evimin yakınında bulunan CarrefourSA (eski Kiler Market) düzenli olarak tarafımdan ziyaret edilmekte olup gün be gün halinin kötüye gidişi beni benden almaktadır!

Şu ekmeklerin rezilliğine bir bakabilir misiniz?























Lütfen kendinizi bu nahoş duruma hazırlayın ve dikkatinizi bazlamalara veriniz:

 

Mars'ta hayat aramayı bırakın beyler. Gördüğünüz gibi bazlamalar bildiğin kendinden geçmiş, evrim basamaklarını hızla tırmanır olmuşlar. Birileri acaba sevabına İsveçli bilim adamlarını arayabilir mi?

Evet, anladık ki ekmek yiyemiyoruz. O zaman sebze - meyve alalım azıcık değil mi?
Hayır, değil! Taş yiyin o.ç diyorlar resmen!
Raflar hep ve her zaman boş ya da pörsümüş ürünlerle "dekor" yapmışlar.























Hadi tamam düzenli ürün akışı yok, mal alımı yapmakla görevli o baştaki herif işini beceremiyor, tüm bunlar başkalarının suçu. He, Hai, Yes de acaba market içerisinde ürünlerin yarısının fiyatlarının raflarda yazmaması sizce kimin sorumluluğunda? 

Gördüğünüz gibi üst rafta 7 farklı şampuan dizili ama sadece 4 tane fiyat etiket konulmuş
                            2. rafta da bu kez 6 faklı şampuan dizili sadece 3 tane fiyat etiketi var.




Maalesef hazır, dondurulmuş balık reyonunun durumu daha da içler acısı. Bu kez hiç bir ürüne fiyat vermemişler! Ben utandım da dolabın resmini dışarıdan genel olarak çekemedim ama durum işte aynen bu!



Hep, her zaman dediğim gibi acaba (ben de dahil) eli s**inde iş yapmayan bir insan evladı yaşıyor mu acaba aramızda? Sesimi duyan var mı?



25 Temmuz 2016 Pazartesi

Benim Kolonum Spastik!


Olayın ne zamana dayandığı, mazisinin ne kadar eskiye gittiğini bilemiyorum. Kendimi bildim bileli ben böyleyim arkadaş. Yıllar, yıllar evvelsi ilkokul zamanlarım... Kış vakti. Okuldayım. Sınıfta çıt çıkmıyor. Ya hepimiz bir şeyler okuyoruz ya da yazı alıştırması yapıyoruz bilemiyorum ama sıraların üzerinden masa örtüleri var ve defterlerimiz açık. İşte o anda midemden garip sesler gelmeye başladı. Karnım gurulduyor gibi ama daha çok midemin içerisinde bir şeyler yer değiştiriyor gibi sesler geliyor. Herkes bana bakıyor. Evet, herkesin dışarıdan duyabileceği kadar yüksekti o sesler. Nasıl utanmıştım ve ilk kez de o zaman anladım ki bu işte bir terslik var. 

İşte hem kendimin hem de yakınlarımın bu seslere alışması 25 yılımı falan aldı. Düşünsenize yaşınız 20 - 21 falan yeni sevgilinizle date kafalarındasınız, beraber 2 bira içiyorsunuz ve hooop sizin mide - göğüs altınızdan başlayacak şekilde - "6 aylık" hamile gibi şişiyor. Hadi bunu gizlemek mümkün karnını içeri çek, bol t-shirt giy falan ama o da ne? Adam size sarılmak için hamle yapıyor, mood kovalıyor. İşte sarılma pozisyona geçerken tam o anda ufaktan midenizden geğirme ile kurbağa vraklaması karışık sesler geliyor. Şaka gibi! Git en yakın camdan at kendini, kurtul. Daha ötesi var mı?

Evet var. İş görüşmeleri! Zaten gerginsin, Dik durmaya çalışıyorsun yüzünde bir gülümseme, midende vraklamalar...  Miss! Tadınan yenmez!

Tam da bu duruma alıştım derken 3 yıl önce yeni bir sendrom keşfettim kendimde. Stres altında feci şekilde bağırsaklarımın gaz yapması! O zamanlar bir sevgilim var ama aramız bir garip, Siz yeni nesil nasıl diyor "complicated" yani durumlar. Ve onunla Olimpos'a falan gittik acaba ilişki kurtulur mu, bizden bir cacık olur mu diye ama nafile fayda etmedi. Neyse, işte o stres ve gereksiz yere kendimi baskılamam sonucunda fark ettim ki ben ne zaman bu adamla yalnız kalsam çok feci gazım oluyor. Ama günün herhangi  başka zamanı veya ortamda asla böyle bir sorunum olmuyor. Yaa, evrim ağacı işte çok acımasız! Sonra bu adamla ayrıldık ben de bir rahat bir nefes aldım yani.

Bunun için çok doktora gittim, çok ilaç kullandım. Ara ara da kafama göre Lansor, Probiyotik Tabletler ile kendimi "tedavi" ettim falan. En son 2 sene önce "kronik yorgunluk" şikayeti ile Güven Hastanesi Uzm. Dr. Bekir Yazan'a gittiğimde kendisi bana şikayetlerimin Spastik Kolon Sendromu (irritable Bowel Syndrome) denilen "şeyden" kaynaklandığını söyledi. Niye mi kendisine gittim? Çünkü internete "Kronik Yorgunluk" yazıyorsunuz karşınıza Bekir Hoca çıkıyor! Adam uzman, işi biliyor yani gençler. Niye mi "şey" dedim? Çünkü bu hastalığı kimse s**ine takmıyor. Doktora benim şikayetim IBS de sana aynen fuck off basar! Neyse, Bekir Hoca bana Duspatalin Retard denilen yeni bir oyuncak verdi: Nedir? Ne iş yarar? Kaç taneye kadar içilir? Hepsini 1. elden tecrübe ederek oldukça faydasını gördüm.

Belki başkalarına çok basit gözüken bir hastalık olsa da zor bir durum yani bununla yaşamak. Ne yersem yiyeyim fark etmez hemen midem şişer, bir kutu kolayı imkanı yok bitiremem. Ayy bir de şişkinliğin var soda iç geçer diyen insanlar yok mu? Neyse bulaşmayacağım o tarafa... 

Tüm bunları ben niye mi yazdım? Çünkü bugün 4 kişi aynı şeyleri yedik içtik ama bir tek ben öğleden beri 4 kez tuvalate koştum. 

Çünkü benim kolonum spastik!

22 Temmuz 2016 Cuma

POKEMON GO


Evet Nicky, bakma öyle.
Pokemonlarımı seviyorum
.
Yeni fenomen Pokemon Go olayına ben de girdim. İlginçtir ki The Sims oynarken (yıllar evvelsi) ne hissediyorsam aynı doyumu yine yaşıyorum. Bu ara doyum demişken ben bir türlü doyamıyorum lan. İş değiştirdik, araba aldık, manitayla aşkımız iyi, Yunan adasına bile gittik oğlum! Ama hala eksik bir şey mi var hayatımda moduyla her güne 1-0 yenik uyanıyorum. Tam acıkmadan sofraya oturan şımarık bebeler gibiyim. Yoğurt var ben yine de kola diye tutturuyorum sanki. Erken bir 35 yaş bunalımı (yaş da 29 oldu) dedikleri sanırım böyle bir şey. 

Her şey hemen olsa, öyle uzun uzun beklemesek istiyorum. İnsanlar böyle çok boş konuşmasa keşke, kafa kalmıyor adamda! insaf diye haykırsam. İş çıkışı 2 bira çakıp muhabbetin dibine vursam falan filan. Ama yok; olay ne biliyor musunuz? İş(sizlik) sendromu - çalışma(ma)k. Ya iş yapalım oğlum. Suya sabuna dokunur iş yapalım. Üretelim. Ortaya adam gibi bir şeyler çıkaralım. Milyonlarca insanız şu el kadar ülkede (dünya kara kütlesi göz önüne alınırsa) hala elimiz s**imizde iş yapıyoruz. Ne bir asfalt atabiliyoruz kütür kütür ne de sıçratmadan klozete işeyebiliyoruz. 

Yahu toplaşıp dadından yenmez bir film bile izleyemiyoruz, çünkü başkalarıyla aynı fikirde olmayı geçtim toplaşamıyoruz ki! Nicky hep der "Türkler hiç adres tarif edemiyor çünkü birbirlerini anlamıyorlar." Neyse mevzu fazla derin. Özele de inmeden bugünün ulvi Cuma günü olduğunu bir kez daha hatırlatayım istedim. Gerçi şansa bak. Maaşlar bizim hep 24'ünde yatıyor, bu ay 24'ü de Pazar'a denk geliyor. İşin yoksa 1 gün daha fazla bekle, bourbon değil de Tuborg Gold - Amber iç! 

Tam bir skandal yani bebeler!

Not: Nicky yaşı gereği - malum 10 yaş büyük benden - POKEMON olaylarına girememiş. O nedenle beni/bizleri anlayamıyor. Ayy bir de üstüne eleştiriyor, küstah adam! Neyse bu fotoğrafı da 2015 Christmas'da İrlanda'dan dönerken havaalanında çektim. Nicky beyin vejetaryen olmaya karar verip yediği en son "et" işte o tabak. Milat yani!


21 Temmuz 2016 Perşembe

Evet bok var a.q.!


Çok korkuyorum. O kadar çok korkuyorum ki yeminle bağırsak düzenim bozuldu. Zaten Plastik Kolon Sendromundan (IBS) muzdarip biri olarak boşaltım & sindirim sistemimde kaos aldı başını gitti. Yaw ben yıllardır tüm gece boyunca DELİKLİ uyumak için - normal insanlar gibi geceleri ses duyup UYANABİLMEK için her yolu denemiş insanım:

  • Çok yüksek yastıkla yarı yatar pozisyonda uyumaya çalışmak gibi, 
  • Oda camını açık bırakıp soğukta kalmak gibi, 
  • Işık açık uyumak gibi, 
  • Müzik & TV açık bırakmak gibi, 
  • Yatağa girmeden önce 2 fincan kahve içmek gibi gibi... 

Hatta psikiyatra bile gidip "Nolur bana uyarıcı verin." bile demişliğim vardır. İşte bu son yaşananlardan sonra sanırım artık yukarıdaki yakarışlarımı duydu ve ben artık 1 haftadır her gece korkularım içerisinde NORMAL uyur oldum!

Neyse...

Geçen sene bayram tatilinde Kıbrıs'a gitmiş ve o günden beri de oraya taşınsak mı diye düşünür olmuştuk. Masum hayaller kurardım. 1 yıl daha bekleyelim; arabamın kredisi bitsin, yüksek lisansda sadece tez kalacak şekilde dersleri tamamlayayım, Nicky biraz daha tecrübe sahibi olsun, benim proje zaten devam ediyor güzelce işime gidip geleyim, o arada da evleniriz falan filan.... Ama şimdi işleri hızlandırma yoluna seçerek iş başvuruları yapmaya başladık. Kuzey Kıbrıs'da iş bulma konusunda hiç umudum yok ama yine de deniyor insan. Kıbrıs'da bok mu var diyen insanlar da var çevremde? 

Evet bok var a.q.! 

İnsanların birbirine saygı duyduğu, trafikte kimsenin sizin üzerinize direksiyon kırmadığı, siyasi iktidar mücadelelerinden uzakta, adadaki 2 halk "dostça" birleşsin diye barış dolu görüşmelerin yapıldığı, mesai saatlerinin daha insancıl olduğu, el kadar ada üzerindeki 10'a yakın üniversite sayesinde ada nüfusunun çoğunlukla gençlerden oluştuğu, boş zamanlarında canın nerede isterse denize girebileceğin,TR eğer 1 gecede hava sahasını kapatırsa KKTC üzerinden çıkış yapmanın hala mümkün olabileceği erdemli bir dünyada yaşamayı tercih ediyorum. 

Erdemli olmanın ve insan haklarına saygının bir boka yaramadığı Türkiyemde kendimi çok kapana kısılmış hissediyorum. 

  • Geceleri yürüyüşe çıkamıyorum çünkü Amerikan konsolosluğunun oralarda yüzlerce insan sokakta böğürerek dolaşıyor
  • Spor salonuna (PELOPS) gidemiyorum çünkü Çetin Emeç üzerinde her an bir kamyon ile "demokrasi" savunması yapılabilir
  • Evimin orada kafede oturup alkolü geçtim çay kahve içmeye korkuyorum çünkü her an kendini bilmez onlarca insan "Çankaya bizim olacak!" nidaları savurarak bizleri tehtit edebilir
  • Her gün işe gelsem de sabahları sadece bir günaydın - merhaba dediğim insanların hoop diye uzaklaştırılmalarına şahit olabilirim
  • Şimdilik evim nispeten "güvenli" de olsa yarın öbür gün ne olduğu belirsiz bir güruh tarafından "yanlışlıkla" basılabilir....


Durum özetle böyleyken biz korkmayalım da ne bok yiyelim ! 

17 Temmuz 2016 Pazar

Şu Zalım Hayatta Bir Halı Yıkamacı Kadar Karakterli Olamadım!















Bu cuma günü - tarihe geçen 15 Temmuz tarihinde - herşeyden bi haber olarak evdeki halıları yıkatmaya verdim. Nereden bilebilirdim ki o cuma tüm cumalardan farklı olacaktı? Neyse karıştırmayayım oralarını. Ben masum şehirli kadın sabahtan aradım Detay Halı Yıkama firmasını ve saat 19:00'da ev adresimden halılarımı almaya geleceklerine söz verdiler. Tabi ki de saat 19:00'da gelmediler, biraz gecikme ve telefonla arayıp hatırlatma sonucunca 19:20'de 2 adam kapımı çaldı.

Hemen kendilerini içeri buyur ettim. Ayıp yani öyle kapı önünde adamları niye ayakta dikeyim ki? Sonuçta benim halılarımı yıkayacaklar yani bir bardak suyumu içseler fena mı? Hatta halıları kaldırdım, ayakkabılarınız ile girebilirsiniz, rahat olun derken: 


-Biz içeri girmiyoruz bayan! 

şeklinde kendilerinden net bir açıklama aldım. Hımm bu da iyiymiş. Kim bilir ne tip insanlarla karşılaşıyorlar ki böyle bir karar aldılar. Vardır bir bildikleri dedim ve halılarımı tek tek kapı önüne taşıyarak kendilerine teslim ettim. 1 tane halı + 3 tane yolluk + 1 tane kilim gibi bir şeyi sarılı olarak kendilerine vermemle birlikte kilimi gören genç adam hemen bunun saf yünden el dokuma olduğunu söyleyerek metresine (yalan olmasın) 8 lira mı ne istedi yıkamak için. Tabi ben şok! Ayol Koçtaş'dan 40 TL'ye aldığım kilimin neresi saf yün + el dokuma olabilir ki diye açıklama yapmaya çalışırken:


-Sen bilirsin verme o zaman yıkatmaya bayan!

şeklinde oldukça yerinde bir cevap alıp sustum. O zaman yıkatmaya bu kadar para vereceğime yenisini alırım daha iyi diyerek tabi ki de vermedim kilimimi yıkatmaya. Ama bir kez ben rakam konusu açılınca müşteri olarak boş bulunup fiyat hesaplayacak mısınız diye soruverdim. Tabi ki de amcamız bana:

-Biz fiyat veremiyoruz bayan!

şeklinde karakterli cevabını verdi. Ay yani sonuçta ne bileyim insanım sonuçta kaç para ödeyeceğimi merak ediverdim de sordum. Aaaa çok ayıp, cıss bana da o zaman acaba metresini hesaplasalar da ben kafamdan TL ederini çarpsam - bulsam diye geçirdim. Nasıl kafam ama zehir gibiyim mübarek. Hemen mevzuya girerekten kaç metredir yaklaşık bu teslim ettiklerim diye sordum. Tabi ki de hemen:

-Biz metre hesaplayamıyoruz bayan!

diye yapıştırdı mı amca cevabını. Ben peki diyip susarken de elindeki teslim fişine 4 parçadır yazdı, bitirdi işini gitti. Resmen imrendim ulan adamlara. Hiç öyle mırın kırın etmiyorlar. Cevapları net. Patron bilir, ustalar baksın gibi doambaçlı yollara sapmıyorlar. Şu hayatta hiç öyle olamadım. Hep kendimdem, becerilerimden, zevklerimden ve sınırlarımdan şüphe duyarak esnetilmiş cevaplarımla yaşıyormuşum. Kafama bir anda dank etti, içim acıdı!

Zaten o gece sonrasında da "teşebbüs" yaşandığı için bu mevzuda kaynadı gitti!

Ancient Dicks

Telefonum benim sinir ediyor. Bu dünyada bile isteye zarar vermek istediğim tek şey Samsung Galaxy S4 telefonum. Şarj yemekten başka bir boka yaradığı yok. Çok yavaş, hafızası hemen doluyor, ısınıyor, takılıyor, GPS iş yaramıyor, Ankara merkezde bile beni bulamıyor! 

Az öncede çok basit bir eylem olan telefon hafızasından SD carda dosya taşımaya çalıştım ve tabiki de beceremedim. Galaxy is busy now diye sikidirik bir uyarı verdi durdu telefon. Yeni yılda kendime hediye IPhone 6S alacağım ve o zaman da büyük bir zevkle samsung telefonumu (bilerek s harfini küçük yazdım çünkü S olmayı hak etmiyor) masaya, duvara, yere atarak keyifle parçalayacağım.... Videoya çekip youtube koyacağım üstelik!

O zamana kadar sinirlerinize iyi gelsin diye terapi niyetine sizleri ancient dicks adlı muazzam çalışmam ile başbaşa bırakıyorum. Tüm resimler SAMOS'daki 2 farklı arkeoloji müzesinde çekilmiştir. 
Maksat muhabbet olsun!