7 Eylül 2016 Çarşamba

Altı Üstü Bilinç!

street cat
Yine garip bir rüya gördüm. 

Ne var bunda demeyin çünkü ben yıllarca hiç ama hiç -1 tane bile- rüya görmedim! 
Geceleri uyudum, sabahına uyandım. O kadar. Ama bu ara zaman zaman bilinç altımı yüzeye çıkaran rüyalar görüyorum. Çok ama çok gerçekçi oluyorlar. Sabah o duygu ile uyanıyorum. Sanki gerçek gibi hatta gerçek mi rüyada mı o diyalogları yaşadık kararsız kalacak kadar derinden, içsel rüyalar görüyorum...

Bu kez 2007 senesinde birlikte olduğum eski sevgilim Onur'u gördüm rüyamda. Hala birlikteymişiz, hala sevgili. Aynı evin içindeyiz. Bir anda fark ediyorum ki o benden gizli arkadaşları ile görüşüyormuş. Ben hala o arkadaşları İstanbul'da yaşar sanarken meğersem yıllar önce onlar da Ankara'ya taşınmış ve benim sevgilim bana yalan söyleye söyleye onlarla hep buluşmuş, görüşmüş. Beni istememiş yanında, küçük görmüş demek ki... 

Niye mi bu rüyayı unutmadı o küçük dunkoff kafam çünkü şimdi - gerçek hayattan - korkuyorum! Öyle uzun süre kendimi savunmasız bıraktım ki Nicky'den beklenmedik bir hamle gelecek diye ödüm patlıyor demek ki. Çünkü herkes bana her zaman her koşulda yalan söyledi ve söylemeye de devam ediyorlar.

Öyle basit şeyler istedim ki bu hayattan olmadı! Dünyayı kurtaracak kişinin ben olmadığını bilirken, uzak diyarlara seyahat edecek o gezgin ben değilken, başarılı bir iş kadını olamayacak kadar sinmişken her insan için oracıkta duran mevcut dünyevi zevklerden istedim sadece. Ne bileyim dine inanan, sığınan o şanslı kitleden biri olabilseydim keşke. Aşk ile yaşayan, çocuk yapan, akşam yemeği için Uludağ Kebap yoksa Günaydın'a mı gitsek diye kocasıyla konuşan, çocuklarımı alıp ailemin yazlığına kaçan kişi olabilseydim keşke. Ama olamadım. 

Basitlikleri bile beceremiyorum...

çankaya trafikO yukarıda bahsettiğim Onur var ya bir anda, çat diye benden ayrılmıştı. Tıpkı hayatıma giren diğer erkekler gibi benimle konuşmak yerine, ilişkiyi kurtaralım diye çabalamak yerine bir telefon ile çat diye bitirdi. Ben de kalktım İstanbul'a gittim, kapısına dayandım. Açtı bu kapıyı gözleri kan çanağı, çok ağlamış belli. 1 haftalık sakalları uzamış, leş gibi. "Neden geldin? Gelme, git" dedi. Gitmedim. Ben de ona tipik soruyu sordum "Neden?" dedim. Hemen cevap verdi, ikiletmeden. "Çünkü dedi seni aldatma eşiğine geldim. Ama aldatmadım. Demek ki seni sevmiyormuşum!" Bu kadar basit işte onun için denklem!! Benim içinse cevapsız sorular yumağı. 


"Beni asıl ne zaman sevmeyi bıraktın?"
"Beni sevmeden kaç defa öptün, sarıldın?" 
"Kurtarmaya çabalamayacak kadar değersiz miyim?" 
"Nasıl yüzüme baka baka bana hep yalan söyleyebildin?"
...
O zaman da basitlik, diğer insanların yaptığı şeyin aynısını istemiştim. Bana bakmasını, elimi tutup özür dilemesini: "Seni aldatmadım - yapamadım! Demek ki seni kaybetmek istemiyorum. Bunu anladım artık!" demesini bekledim, istedim, yalvardım ona... Ama yapmadı bunu. Ağladı biraz daha iç çekerek. Büzüldü, küçüldü, uyudu sonra... Sabahına da ben Ankara'ya döndüm ve bir daha onunla hiç haberleşmedik. Bitti gitti. 

Böyle böyle anılar, yaşanmışlıklar iz bıraktı hep bende. Kolay atlatamıyorum sanırım. Belki de psikolojik deliyim, hastayım. Tüm bu laf kalabalıklığının tetikleyicisi de Barış Bıçakçı'nın Seyrek Yağmur kitabı. Feci etkisi altındayım. Unuttuklarımı hatırlamama neden olan - Xanax gibi - ince ama hiç bitmesin dedirttiren türden bir kitap!

Kinyas ve Kayra'dan sonra ruhuma sahip olan ilk kitap!

5 Eylül 2016 Pazartesi

Kim Şarap Sevmez Ki?

Bir cuma klasiği olarak Nicky Bey ile yine gezmelere gittik. 
O gün dışarı çıkılmazsa bir tarafımıza bir şey olur çünkü:)
Neyse, bu kez istikamet Panora AVM'di! 
Star Trek gelmiş hem de 4D hem de gece yarısı seansı!!!

numnum


ankara night

Film öncesinde NumNum'da oturduk. 
DLC - Öküzgözü içtim, bayıldım, yaladım kadehi resmen!
Bu ara feci bir şarap sevdam başladı, resmen craving yaşıyorum!
Markette o şarap şişelerini görmek bile beni benden alıyor!
Yeni yeni markalar keşfediyorum. 



Bu arada şarap demişken aklıma geldi!
İnsanın duyuları ne garip, ne değişken. 
Sabun köpüğü gibi yok olsa da ıslaklık bırakan bir katman gibi! 
Nicky ile beraberliğimiz hayatımın en uzun ilişkisi olma yolunda ilerliyor. 
İstiyorum ki son da olsun. 
Beraber yaşlansak huzurla diye aklımdan geçiriyorum. 
Bazen stres kaynaklı gelgitler yaşasam (k) da önemli olanın 
yara almamak olduğunu biliyorum!

Evet, doğru! Önce kendimi sonra da bizi çok seviyorum!


2 Eylül 2016 Cuma

Aşk Acısı Mı? Aşk Isırır Mı?

Akşam Güneşi Ulus
Ulus
Vazgeçtim, bugün için süpriz falan yok! 
Çünkü ortada hak edecek kimse yok! 

Sevgilim diye demiyorum ama Nicky bazen öyle uyuz, öyle gıcık bir insan haline geliyor ki içimde o zamanlarda negatif iyon yüklü bulutlar çarpışmaya başlıyor. Kafamda deli deli sorular bir bir / ardı ardına sıralanıp şeytan kulağıma acayip kelimeler fısıldıyor...

Dün de o anlardan birini yaşadım: Hepimizin kendimize dönem dönem sorduğu "Ben bu adamla napıyorum ya?" "Ne kadar mal bir adam!" "Resmen aptal, IQ yok yani bünyesinde!" vb. cümleleri aklımdan bir bir geçirdim, sessizce sustum! Konuşmak yerine gittim mutfağa ikimize de birer whiskey koydum geldim.

Ne mi oldu, hiç! Koca bir hiç!!!

Öyle basit şeyleri bile yapmaktan yoksunan bir adam ki kendisine bir şeyi bin kez söylemeniz gerekiyor. Yoksa o beyni basmıyor, idrak etmiyor.

*19 lt hayvan gibi damacanada su geldi, girişte duruyor. Taşır mısın mutfağa diyorum. Yok, unutuyor!
*Arabada benzin yok, 2 gündür benzin al diyorum. Yok, unutuyor!
*Laptop'ımda virus gibi bir şey var - kendi eski IT man sonuçta- bir ilgilen diyorum. 2 günün sonunda dün elinde aldı ama beceremedi! 
*Son yağmurlarda arabanın ön koltuğunun paspası ıslandı. Erkek adamsın sonuçta bir bak sorun ne diyorum. Yok! Umrunda değil!
*Bahsetmiştim kendisine Botanik park fikrimden dün akşam "fine, sure" dedi sustu. Bu sabah da bana diyor ki bugün ki planın ne, sinemaya gidelim mi? 

Benim isteklerimin ne önemi var ki sonuçta değil mi? 
Kendisi çok çalışıyor ama beyefendimiz, aaaaa lütfen ama o her şeyin en iyisine layık! 
Benim bu hayatta tek bir vazifem var o da Nicky Bey'in hayatını kolaylaştırmak.
Merve her koşudla amele gibi gitsin her boku halletsin! Aracın yağını, suyunu bile Merve değiştirsin! Eve usta geldiğinde başında bile durmasın o, ya geçsin içeri bilgisayar oyunu oynasın ya da uyusun, evet uyusun!!!

Bu hayatta erkek egemen hegemonyaya hep karşı çıktım ama her işi biz kadınların da yapabiliyor olması siz erkeklerin bir boka el atmayacağınız anlamına da gelmiyor. Bizler; günümüz şehirli kadınlar olarak (eskinin?) tarlada çalışan köylü kadınları ile hala aynı ilkellikte yaşıyoruz. Erkek tüm gün kahvede kağıt oynasın, kadın sırtında bebesi tarla sürsün, çapa yapsın! Erkek tüm gün klimalı ofisinde geniş geniş çalışsın, sonra da pahalı arabasıyla eve gelsin; kadın da evde tüm işleri yapıp bir de üstüne adamın uygun bir taraflarını pohpohlasın!

Ohh, ne ala memleket!

1 Eylül 2016 Perşembe

Sevgiliye Romantik Süpriz!

Geldi Sonbahar!

Bayılıyorum soğuk, puslu, ısıran havalara. Pofuduk hırkalar giysek, elimizde bitki çayı, sıcak çikolata ile balkonda, sokakta otursak. Renkler pastelleşse, ortama bir anlam, estetik gelse bir anda... Akşamları gün batımı daha bir amber rengine dönse, kuşların göç yollarında biz dursak, yılın yakılmaya başlanan ilk kaloriferine çocuklar gibi sevinsek, geceleri uzun yürüyüşlere çıksak, dönüşte salep içsek,daha çok kitap okusak, daha sarımsı, ruhu besleyen müzikler dinlesek...

Keşke zaman bu kadar hızlı akmasa kendi yolunda, biz de yetişme telaşı içinde -tam olarak bir şeylerin tadını alamadan- yarım yamalak anlamlarla oyalanmasak falan filan!


Neyse yarın günlerden Cuma ve ben Nicky Bey için romantik bir sürpriz planlıyorum. Genelde bu tarz şeyler erkeklerden beklenir ama ben malımı biliyorum anam. Beklersem daha çoook beklerim! Öyle şeyler sadece romantik filmlerde yaşanıyormuş, kafam bastı! Hayır, olaya ben el atmazsam o zaman kendimi de hayatın güzelliklerinden mahrum bırakmış olacağım!

Bildiğin mevsimler değişiyor dostum, Eylül kutlaması adına dedim ki kapayım sevgilimi iş çıkışı götüreyim Botanik Park'a. Hem şarabımızı içelim hem de azıcık muhabbet edelim, içimiz açılsın.

Mekan işte bu:

Gece vaktini bir hayal etsenize: Yıldızlar gökyüzünde (ama görünmez tabi şehirden), ağaçların kokusu, ortam hafif serin ve sakin... Masanız üzerinde lezzetle atıştırmalıklar, yanında kırmızı bir şişe güzel bir kırmızı şarap ve sevdiğiniz.... 

Uff yaa ben olsam benim gibi bir kıza kesin deli gibi aşık olurdum:)

Not: Botanik Park fotoğrafı Mehmet Akıncı'ya aittir. Ben çekmedim, netten buldum. Baştan söyleyeyim sonrasında şey olmayalım kimseyle.